Mehmet Akpınar
Seher vakti
Gecenin karanlığı henüz çekilmemiştir.
Şehir uykudadır. Evler, sokaklar, caddeler sessizdir. İnsanların büyük kısmı uykunun en derin yerindedir.
Ama gökyüzü uyanıktır.
Ve bir yerden ezan sesi yükselir:
Allahu Ekber, Allahu Ekber…
Allah en büyüktür.
Makamdan da, servetten de, şöhretten de, dünyadan da, bizim büyüttüğümüz bütün meselelerden de büyüktür.
İşte seher vakti insana bunu yeniden hatırlatır.
Herkes uyurken
Bütün âlem uykudayken kalkıp Allah’ı zikredebilmek…
Yaratanı hatırlamak, Yaratanı sevmek, O’nun huzurunda durmak ve secdeyi beklemek…
Belki de bugünün insanının en fazla ihtiyaç duyduğu şey budur.
Çünkü insan çok şey öğrendi ama kendisini unuttu. Dünyaya hükmetmeye çalışırken dünyanın sahibini unuttu. Teknolojiyi geliştirdi, şehirleri büyüttü, gökdelenleri yükseltti; fakat gönlünü aynı ölçüde büyütemedi.
Öyle nesiller yetişiyor ki görüyor ama hissetmiyor.
Mazlumun feryadını duyuyor ama yüreği titremiyor.
Bir çocuğun gözyaşını görüyor ama hayatına devam edebiliyor.
Sanki dünya hiç bitmeyecekmiş, sanki ölüm hiç gelmeyecekmiş, sanki bütün bu mülk kendisininmiş gibi yaşıyor.
İnsanlık nereye gidiyor?
Seherde ağlayabilmek
İnsanın gözünden her zaman yaş gelmez.
Bazen kalp katılaşır. Göz görür ama ağlamaz. Kulak duyar ama gönül işitmez.
Onun için seher vaktinde dökülen gözyaşı kıymetlidir.
Kendi günahlarımız için…
Annesiz, babasız kalan çocuklar için…
Yurdundan sürülenler için…
Açlar, yetimler, mazlumlar için…
Savaşların ortasında kalan masumlar için…
Ve belki de en çok; Allah’ı unutarak yaşayan, kalbi hissizleşmiş, yaratılış gayesinden uzaklaşmış insanlar için ağlayabilmek…
Resûlullah’ın haber verdiği ne büyük bir müjdedir:
“İki göze cehennem ateşi dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz ve Allah yolunda nöbet tutarak geceleyen göz.”
Demek ki bazen bir damla gözyaşı, insanın bütün dünyasından daha kıymetlidir.
Sonra ezan yükselir
Gecenin karanlığını yararak müezzinin sesi gelir:
Allahu Ekber…
Allah en büyüktür.
Eşhedü en lâ ilâhe illallah…
Allah’tan başka ilah yoktur.
Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah…
Muhammed aleyhisselâm Allah’ın elçisidir.
Ardından insanı yatağından, gafletinden, dünyaya dalmışlığından çağıran o davet yükselir:
Hayye ale’s-salâh…
Haydi namaza.
Hayye ale’l-felâh…
Haydi kurtuluşa.
Sabah ezanında ise bir başka ikaz vardır:
Es-salâtü hayrun mine’n-nevm.
Namaz uykudan hayırlıdır.
Ne muazzam bir çağrı…
Dünya uyurken seni Allah çağırıyor.
Yatağından kalkıp abdest alıyorsun. Henüz gün doğmamış. İnsanların çoğu seni görmüyor. Alkışlayan yok. Fotoğraf çeken yok. Gösteriş yapacağın kimse yok.
Sen ve Rabbin…
Belki ibadetin en saf hâli de budur.
İnsanlığın ihtiyacı secdedir
Bugünün insanı daha fazla eşyaya değil, biraz daha fazla secdeye muhtaç.
Daha fazla gürültüye değil, biraz sessizliğe…
Daha fazla konuşmaya değil, biraz tefekküre…
Daha fazla gösterişe değil, biraz gözyaşına…
Çünkü secde insanın haddini öğretir.
Alnını yere koyduğun zaman makamın dışarıda kalır. Servetin dışarıda kalır. Ünvanın dışarıda kalır. Kibrin dışarıda kalır.
Kul olarak gelirsin.
Ve insanın Rabbine en yakın olduğu yerlerden biri secdedir.
Belki yeniden dirilişimiz de buradan başlayacaktır.
Seher vakti uyanan birkaç yürekten…
Mazlumlar için dökülen birkaç damla gözyaşından…
Samimi bir duadan…
Ve kimsenin görmediği bir secdeden…
Gecenin karanlığından süzülerek ezan hâlâ yeryüzüne aynı hakikati haykırıyor:
Allahu Ekber…
Allah en büyüktür.
Ve bütün dünya sustuğunda geriye tek hakikat kalır:
Lâ ilâhe illallah.
Allah’tan başka ilah yoktur.
“Lâ ilâhe illallah”, insanın bütün hayatında yalnız Allah’a kul olmasıdır.
O hâlde kendimize soralım:
Allah’tan başka kulluk ettiğimiz neler var hayatımızda?
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.