Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

Yarım Asırlık Çınar – II

Takvim yaprağına baktım…

2025 yılının son haftasına gelmişiz. Önceki ayların takvim yaprakları görevlerini yerine getirmiş; sessizce yırtılıp atılmış. Her biri bir günü taşıdı; bir sevinci, bir ihmali, bir duayı… Ve geçti.

Zaman da böyledir.

Yeri gelince hunharca kullanırız, yeri gelince yakalamaya çalışırız. Ama durmaz.

Mehmet Cuma Bey’in dediği gibi:

“Zincirlere vuruyorum zamanı, yine durmuyor.”

Belki de zaman, en hoyratça harcadığımız ama kıymetini en geç fark ettiğimiz nimet…

Bir dost meclisinde, 44 yıl görev yapmış bir arkadaşıma dönüp sordum:

“Bu 44 yılı dört cümleyle özetle desem, ne dersin?”

Bir an sustu.

Gözleri uzaklara daldı ve dedi ki:

“Zaman… ne çabuk geçti… Bir göz açıp kapayana kadar geçti.”

Sonra hüzünlü bir tebessümle ekledi:

“Bir de yapamadıklarım var…”

Keşke dedi; o dönemlerde gençlerle daha çok ilgilenseydim. İnsanları iyiye, doğruya, güzele davet eden işler, eserler, programlar yapabilseydim…

Bu söz, bir ömürlük pişmanlığın değil;

olmuş bitmişin değil,

yapılmamış olanın ağırlığıydı yeri kalbimde.

İşte tam burada kendi kendime dedim ki:

Ya Rabbi, bana öyle bir hayat yaşat ki keşkelerim olmasın.

Bir bilgenin dediği gibi; yaratılış gayemi bileyim ve gereğini yapayım.

An, neyi gerektiriyorsa onu yapayım.

Geriye dönüp baktığımda; okulda, sınıfta, toplumun içinde

“Keşke şunları da yapsaydım” dediğim hiçbir şey kalmasın.

İsmet Özel’in duası da bu hissin tercümanı değil mi?

“Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana Ya Rabbi,

Taşınacak suyu göster, kırılacak odunu…”

Büyük sözler değil; doğru işler…

Beni oyalayan değil, sorumluluk yükleyen işler…

Sezai Karakoç’un çağrısı düşüyor içime:

“Asıl olan, finalden sonra da koşan yarış atları olmaktır.”

Alkış bittikten sonra da iyilikte sebat edebilmek…

Ve tam bu noktada, Nureddin Coşan Beyefendi’nin sözü kalbimin merkezine yerleşiyor. Bu bir cümle değil; bir niyet, bir yürüyüş duası:

“Biliyorum, durmak yok.

Biliyorum, zaman yok.

İçim içime sığmıyor.

İşlerimizde çok başarılı olmak istiyorum.

Hemen istiyorum, hayallerim, emellerim, niyetlerim yaşanır olsun.

Ya Rabbi! Ayaklarımızı Senin yolunda sabitle!

Hayırlı, sevdiğin neticelere hem dünyada tez,

hem ahirette ulaştır.”

Evet…

İçim içime sığmıyor.

Çünkü zaman akıyor.

Takvim yaprakları düşüyor.

Ve her geçen an, ya bir “keşke”ye dönüşüyor ya da bir hayra…

Ve belki bir şiir gibi yaşamak gerekiyor hayatı…

İçimdeki ateş, yeri dar eden bir alev gibi…

Nurullah Genç’in dizeleri fısıldıyor kulağıma:

“Havanın dumanlı, vaktin dar olduğu bir zamanda,

bu sözü bir gül gibi bıraktın yüreğime:

‘İçim içime sığmıyor!’”

Peygamber Efendimizin duasına ben de bütün kalbimle amin diyorum:

“Allah’ım, kalan ömrümü geçen ömrümden hayırlı ve bereketli eyle.”

Bir asırlık çınar olsam…

Geriye dönüp baktığımda dolu dolu bir hayat görsem…

Öğrencilerime, öğretmenlerime iyilikte, güzellikte, yaşayışta örnek olsam…

Toplum içinde sorumluluk alsam, yükten kaçmasam…

Üşenen birinin koluna girip kaldırsam,

Bir gençle muhabbet etsem, yoluna ışık tutsam,

Bir yöneticinin kulağına kar suyu kaçırsam insanlığın iyiliği için,

Pencerenin önüne ekmek kırıntıları koysam, kışın kar yağsa kuşlar karınlarını doyursa,

Bir yetimin başını okşasam…

Çünkü biliyorum:

Kim hayırlı bir çığır açarsa, o yolda yürüyenlerin sevabı kadar sevap ona da yazılır.

Takvim yaprakları düşerken…

Rabbim bize taşınacak suyu göstersin.

Kırılacak odunu işaret etsin.

Ve bu ömrü, keşkesiz bir hayat olarak tamamlamayı nasip eyle.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.