Hüseyin Yılmaz
PAYİTAHT NOTLARI -3-İKİ CİHANDA AZİZ OLACAKTIR! -1-
Bir insan düşünün…
Yaşadığı dönemin, ülkesinin ve idari mekanizmasının en üst noktalarından birinde bulunuyor. Bugünün diliyle söyleyecek olursak şehrin en büyük başsavcısı, adalet ve hukuk alanının en önde gelen âlimlerinden biri…
Şehre girişi ihtişamlı. İlmi, heybeti ve gür sesiyle dikkat çekiyor. Karşısında herkes el pençe divan duruyor. Önünde dünyanın bütün nimetleri serili: Görkemli köşkler, zengin sofralar, hizmetkârlar ve makam arkadaşları…
Dışarıdan bakıldığında adeta dünyada bir cennet kurulmuş gibi.
Fakat bütün bu ihtişamın içerisinde susmayan bir ses var.
Göğsünün tam ortasında, ruhunun derinliklerinde…
Hiçbir makamın, hiçbir servetin ve hiçbir dünya nimetinin dolduramadığı büyük bir boşluk: İç huzursuzluğu…
Dünyanın geçici zevkleri, nefse hoş gelen sofralar, makamın getirdiği itibar ve şöhret kalbe sekînet vermeye yetmiyor.
İşte tam da bu kırılma noktasında o büyük adalet adamı, kalbindeki derdin peşine düşüyor.
Sahip olduğu bütün hukuk bilgisini, elde ettiği maddi ilimleri ve sırtındaki ihtişamlı başsavcılık cübbesini bir kenara bırakıyor.
Nefsin ve dünyanın önüne serdiği bütün imkânları elinin tersiyle iterek dönemin gönül tabibinin, mana önderinin kapısına varıyor.
O kapı, Hz. Üftade Hazretleri’nin kapısıdır.
Ve o kapıdan içeri girerken sırtına, dönemin şartlarında nefse en ağır gelen; görünüşte hakir, fakat Hak katında pek aziz olan dervişlik hırkasını geçiriyor.
Asıl Mücadele İnsanının Kendi Nefsiyle
İnsanoğlunun bu dünyadaki en büyük ve en amansız düşmanı, hiç şüphesiz kendi nefsidir.
Bir başka ifadeyle “benlik davası”…
Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri, Hz. Üftade’nin dizinin dibinde işte bu büyük davadan vazgeçmenin yolunu öğreniyor ve bunu hayatına ilmek ilmek işliyor.
Bursa sokaklarında, dönemin şartlarında geçim kaynakları arasında en zor ve toplum nazarında nefse en ağır gelen işlerden birini yapıyor.
Sokak sokak dolaşıp ciğer satıyor.
Bir zamanlar makamı, itibarı ve ilmiyle insanların karşısında saygıyla eğildiği o büyük adalet adamı, şimdi elinde ciğerlerle Bursa sokaklarını arşınlıyor.
Ama aslında sattığı yalnızca ciğer değil…
Nefsini satıyor, benliğini eziyor, makamın gururunu ayaklarının altına alıyor.
Makam Geçici, Mana Kalıcı
Aradan asırlar geçti.
Bugün hâlâ Üsküdar’daki türbesinde huzur bulduğumuz, hayatından tefekkür devşirdiğimiz Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri, makam ile maneviyat arasındaki çizgiyi bize en çarpıcı biçimde gösteriyor.
Dünyalık imkânların tamamı elinin altındayken içindeki ulvî arayışın sesine kulak verdi.
Şan, şöhret, güç ve ihtişam ruhunu doyurmadı.
Çünkü biliyordu ki makamlar geçici, unvanlar fani, dünya nimetleri ise birer gölgedir.
Hakiki makam, insanın kendi nefsine diz çöktürdüğü andır.
Bursa kadılığı gibi dönemin en yüksek payelerinden birini geride bırakıp sokakta ciğer satmayı göze almak, yalnızca bir tevazu örneği değildi.
Bu, nefse vurulabilecek en ağır darbelerden biriydi.
Hüdayi Hazretleri dervişlik hırkasını sırtına geçirirken dünyayı elinin tersiyle itti; fakat karşılığında iki cihanda “Aziz” olma şerefine erişti.
Padişahların diz çöküp nasihat dinlediği, gariplerin ve kimsesizlerin sığınağı olan o kutlu dergâhında, yüzyılları aşan bir mana köprüsü kurdu.
Bugünün Dünyasında Eksik Olan Ne?
Şimdi dönüp 2026 Türkiye’sine, 2026 dünyasına ve 52 İslam ülkesine baktığımızda hepimizin aynı dertlerden yakındığını görüyoruz.
Evlatlarımızdan şikâyet ediyoruz.
Eşimizden, dostumuzdan, çalışma hayatımızdan…
Ahlaki erozyondan, güven kaybından, insanların birbirine karşı tahammülsüzlüğünden…
Dünyayı daha yaşanabilir kılacak evrensel insani ve İslami değerleri kuşanmış insanların azalmasından yakınıyoruz.
Peki neden?
Belki de cevabı çok uzaklarda arıyoruz.
Çünkü bugün benlik davasını bir kenara bırakıp nefsine “dur” diyebilecek, makamını ve konforunu terk edip gerektiğinde sokakta ciğer satmayı göze alabilecek babayiğitlerimiz çok azaldı.
Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri'nin hayatı bize şunu hatırlatıyor:
İnsanı yücelten sahip oldukları değil, sahip olduklarının esiri olmamasıdır.
Gerçek makam, insanın nefsine hükmedebildiği makamdır.
Gerçek zenginlik, gönlün dünyaya değil Hakk’a bağlanmasıdır.
Ve bazen insan, dünyada sahip olduğu her şeyi bıraktığında iki cihanda gerçekten aziz olur.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.