Hüseyin Yılmaz
Payitaht Notları - 1- (İki Roma, İki Dünya ve Yolculuk)
Roma notları bitti… Payitaht’tayız... Bundan böyle kelimelerimiz, medeniyetimizin kalbinin attığı bu aziz şehirden, İstanbul’dan dökülecek. Adımımızı attığımız bu yeni sayfada seyahat notlarımıza "Payitaht Notları" olarak devam ederken, hayatın kendisinin de uçsuz bucaksız bir yol, bizlerin de hedefine varmaya çalışan birer yolcu olduğunu bir kez daha derinden hissediyoruz.
Biz Eyüpsultan’ın o huzurlu ikliminden ayrılıp Ayvansaray’ın tarihi surlarına doğru Haliç’in sularında süzüldükçe; ruhumuz bizi ister istemez iki büyük kültürün, Doğu Roma ile Batı Roma’nın, yani İstanbul ile Roma’nın sessiz mukayesesine götürüyor. Yol bizi nereye götürürse götürsün, iki şehrin taşlarına sinen o ruh farkı gözümüzden kaçmıyor.
Roma’da attığımız her adımda, karşımıza çıkan her tarihi eserde bizi sarmalayan duygu; devasa bir ihtişam, göz alıcı bir gösteriş ve insanı ezen bir kibirdi. Oradaki taşlar gücün, hükmetmenin ve fani bir riyanın çığlığı gibi yükseliyordu göğe. Gücü elinde tutanın azametini haykıran, insana kendi küçüklüğünü kibirle hatırlatan yapılar...
Oysa şimdi yüzümüzü döndüğümüz Payitaht’ta, İstanbul’un o asil eserlerinde bambaşka bir iklim nefes alıyor. Bizim minarelerimizde, kubbelerimizde, şadırvanlarımızda ve sur diplerimizde yükselen şey; fani bir güç gösterisi değil, aksine insanı sarıp sarmalayan derin bir dinginlik, dingin bir huzur ve kalbe şifa veren bir sekine halidir. İstanbul’un mimarisi göğe meydan okumaz; gökle, hilkatle ahenk içinde durur. İnsanı ezmez, bilakis ruhunu dinginleştirip Hakka yönlendirir. Biri kibrin ve riyanın taşa dönmüş hali, diğeri tevazuunun ve sekine hanesinin yeryüzündeki yansıması...
Haliç’te surların gölgesinde ilerlerken insan anlıyor ki; yol ne kadar güzel, olursa olsun, o yolu asıl anlamlı kılan şey yanınızdaki yoldaşlardır. Aynen bu vapurda omuz omuza, aynı yöne bakarak seyahat ettiğimiz dostlar gibi... Kalpleri aynı ritimle vuran, aynı dualarda buluşan yoldaşlarla çıkılan her yolculuk; insanı kendi içine, kalbinin derinliklerine götüren bir hicrete dönüşüyor.
Kimi zaman dalgalı, kimi zaman durgun sularda ilerliyoruz. Ama ne olursa olsun; dostlarla birlikte, aklımız açık ve yönümüz belli bir şekilde aynı amaca doğru kürek çekmeye devam ediyoruz.
Bismillah diyerek başladığımız bu yeni yolculukta, Payitaht’ın o huzur veren sokaklarında adımlarken içimizdeki o büyük muhasebeye ve kalbimizin sesini dinlemeye devam ediyoruz.
Yolumuz açık, yoldaşlığımız daim olsun...
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.