Hüseyin Yılmaz
İŞTE BUDUR! ÖĞRETMENİM BEN.
Aşkla, şevkle ve ilk günkü heyecanla başladığımız yerden devam etmek… Eskisinden daha fazla çabalamak, gayret etmek ve en önemlisi işimize sevgimizi katmak.
İşte budur!
Günümüz dünyasında öğretmenlik mesleği ne yazık ki hak ettiği iltifatı görmese, toplumsal algıda aşağılara çekilmeye çalışılsa da bizler bu eğitim davasına gönülden bağlı neferler olarak durmayacağız. Yeni nesli ihya etmeye, evlatlarımızı hem zihnen hem de ruhen donatılmış "çift kanatlı bireyler" olarak yetiştirmeye kararlılıkla devam edeceğiz.
Çünkü öğretmenlik, alelade bir meslek veya sadece bir geçim kapısı değildir. Öğretmenlik bir idealdir, bir sevdadır, bambaşka bir ruhtur.
Bizler sabah uyandığımızda "İşe gidiyorum" demeyiz; "Okuluma gidiyorum" deriz. Bu fark bu kadar bariz, bu kadar nettir. İsteseydik rızkımızı ve geçimimizi pekala başka işlerle, başka meşguliyetlerle de kazanabilirdik. Fakat Cenâb-ı Hak bizi seçmiş, bu kutlu görevi omuzlarımıza yüklemiş ve bizi öğretmen kılmıştır.
Öğretmenlik, insan yetiştirme sanatıdır ve hem dünyada hem de ahirette geçerli olan en kıymetli akçedir. Bu yüzden her sabah şükrederek; "Elhamdülillah, iyi ki öğretmen olmuşuz" diyoruz.
O büyük gün; yani mizanın ortaya konduğu, amel defterlerinin açıldığı, sevap ve günahların terazinin kefelerine koyulduğu o hesap günü geldiğinde, biz eğitimciler için tablo çok daha farklı ve müjdeli bir anlam ifade edecek.
O gün bir de bakacağız ki; hiç bilmediğimiz yerlerden, görmediğimiz, işitmediğimiz diyarlardan terazimizin sevap kefesine sağanak sağanak hayırlar dökülüyor...
"Aman Allah’ım! Bunlar nereden geldi?" diyeceğiz. Sevinçten, mutluluktan uçacak hale geleceğiz.
Tabii ki dokunduğumuz o minik kalplerden geldi! Bağ kurduğumuz öğretmenden, güler yüzle karşılayıp işini hallettiğimiz velilerimizin gönüllerinden, dillerinden dökülen o samimi dualardan geldi. Yıllar önce ekip gittiğimiz ama unuttuğumuz o iyilik tohumlarının ahiretteki meyveleridir onlar.
Eğitim uzun ve sabır isteyen bir süreçtir. Biz öğrencilerimize iyiyi, güzeli, faydalıyı öğretirken; onları yanlışlardan, yalandan, dolandan ve talandan uzak tutmayı etkinliklerle, oyunlarla, derslerle ve hikâyelerle anlatırken ürününü hemen o anda alamayız. Bu sürecin sonunda, belki 10 yıl belki 15 yıl sonra öğrencimiz yetişkin bir insan olduğunda ya da hemen ertesi gün bir yol ayrımına geldiğinde; iyi ile kötünün, güzel ile çirkinin kavşağında, bizim anlattığımız, bizim etkinliklerle aktardığımız o bilgiler öğrencimizin bilinçaltından bir anda gün yüzüne çıkacaktır. Bir güneş gibi iyiliğe, güzele ve doğruya olan yolu aydınlatacak, onu kötülükten muhafaza edecektir.
Bu anlamda eğitim; günümüz dünyasında anne babaların da eğitimcilerin de üzerinde titizlikle durması gereken en hayati hususların başında gelmektedir. Temennimiz ve gayretimiz nettir: İstediğimiz o güzel davranışları evlatlarımıza kazandırmak, onların hamurunu karamsarlıkla değil, yüksek hedefler, sağlam bir inanç ve güçlü bir umutla yoğurmaktır. Gelecek nesillere sadece kuru bilgi yüklemek yetmez; onlara her türlü zorluk karşısında yıkılmayacak bir ideal aşılamalıyız. Çocuğun ruhuna o maya bir kez sağlam çalındı mı; fırtına ne kadar sert eserse essin, evlatlarımız çizgisini ve istikametini kaybetmeyecektir. Onlar hem bu dünyayı yaşanılabilir bir cennete çevirecek hem de ahirette biricik önderimiz, rehberimiz Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) komşu olacaklardır.
Durmak yok, duraksamak yok... İstikamet üzere çalışmaya devam edeceğiz.
Evlâdına sağlam bir emel mâyesi aşıla...
Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol...
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol."
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.