Hüseyin Yılmaz
MÜZDELİFE&
Gündüzün o göz alabildiğine uzanan, spot ışığı gibi tepene binen yakıcı sıcağı geride kalmıştır. Kendinle, günahlarınla, hayatının bugüne kadarki tüm haksızlıklarıyla yüzleştiğin o büyük uyanış meydanından çıkış emri gelir. Güneş batar ve milyonlarca insan, zifiri bir karanlığın koynuna doğru sessizce akmaya başlar.
İşte bu gece yürüyüşü, o büyük ruhsal devrimin en kritik, en mahrem ve en hayati istasyonudur. Burası, teoride öğrenilen her şeyin hayata, karaktere ve sarsılmaz bir duruşa dönüştüğü o gizli siperdir.
Gündüzün Coşkusundan Gecenin Gerçeğine Çarpmak
Bunu kendi hayatımızdan düşünelim: Bazen sarsıcı bir film izleriz, ruhumuza dokunan bir kitap okuruz ya da bir cenazeye katılırız. O an içimizde bir şeyler titrer. "Tamam" deriz, "ben artık eski ben olmayacağım, her şeyi anladım." İşte o her şeyi anladığın, her şeyin çıplak gözle netleştiği an gündüzün meydanıdır.
Ama asıl imtihan o salondan, o camiden ya da o mezarlıktan çıkıp eve döndüğünde başlar. Trafik sıkışmıştır, faturalar masanın üzerinde birikmiştir, yarın sabah iş yerinde seni canından bezdiren o haksız düzen beklemektedir. İşte o büyük aydınlanma rüyasından uyanıp hayatın o gri, sert gerçeğiyle yüzleştiğin o ara istasyon bu gecedir. Gündüz her şeyi anladın ama şimdi gece oldu; karanlık çöktü ve sen o öğrendiğin doğrularla, o çiğ gerçeklikle yapayalnızsın. Sadece bilmek yetmez; bu gece, o bilginin hayatın dertleriyle sınandığı yerdir.
Karanlıkta Taş Toplamak: "Kendi Silahını Kendin Yaratacaksın"
Bu zifiri karanlık istasyonunda kitlelerin yaptığı en tuhaf, en fiziksel eylem yere eğilip topraktan çakıl taşı toplamaktır. Bu ritüel, hayatın tam kalbine dokunan devrimci bir manifestodur aslında.
Bugün hepimiz sistemin, medyanın, bize sunulan hazır kalıpların doğrularıyla yaşıyoruz. Bir haksızlık gördüğümüzde başkasının sloganını paylaşıyor, bir adaletsizliğe uğradığımızda başkalarının ürettiği hazır paket çözümlere sığınıyoruz. Oysa bu gecenin karanlığında yere eğilen o insan, dünyaya çok güçlü bir şey fısıldar: "Kötülükle savaşacaksan, silahını başkasından ödünç alamazsın!"
* Gidip dükkandan satın alınmış, parlatılmış, fabrikasyon mermer taşları heybene koyamazsın.
* Yere, toprağa eğileceksin. O karanlıkta, kendi hayatının içinden, kendi emeğinle dertleneceksin.
* Çocuğunu televizyonun, telefonun ya da sokağın esaretinden kurtarmak için evinde verdiğin o sabırlı, gizli mücadele var ya; işte o, senin topraktan kazıdığın ilk taştır.
* Herkesin dürüstlükten vazgeçtiği, "herkes gemisini kurtarıyor" dediği o iş yerinde, kimse seni görmezken "ben hakkımdan fazlasına el uzatmam" diyerek gösterdiğin o dik duruş, ikinci taştır.
Karanlıkta taş toplamak; kimse seni alkışlamazken, spot ışıkları altında değilken, kendi vicdanınla baş başayken karakter inşa etmektir. Burası hazıra konma yeri değildir. Kendi hayatındaki şeytanları vuracaksan, o taşları kendi elleriyle topraktan tek tek seçip çıkaracaksın.
Siperde Uyumak Yasaktır: Hayati Refleks
Bu durakta sabaha kadar uyumak, gafil avlanmak yasaktır; gözünü kırpmadan uyanık kalmak zorundasın. Hayatın içinde ne zaman uyuruz biz? Konfora erdiğimizde, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" deyip köşemize çekildiğimizde, faturaları ödeyip televizyonun karşısına uzandığımızda... İşte o an ruhsal olarak uykuya dalarız.
Oysa burası bir siperdir ve çok net bir uyarıda bulunur: Savaş kapıda! Yarın şafak söktüğünde, seni köleleştirmek isteyen sistemlerle, içindeki o bencil canavarla, seni sömüren güçlerle yüzleşeceksin. Siperdeki asker uyur mu?
Bu gece uyanık kalmak; bugünün dünyasında dizilerle, bitmek bilmeyen sosyal medya akışlarıyla, tüketim çılgınlığıyla afyonlanmayı reddetmektir. Herkes mışıl mışıl uyurken, senin "Ben bu hayata niye geldim? Çocuklarıma nasıl bir dünya bırakıyorum? Hangi haksızlığa göz yumuyorum?" diye dertten uykularının kaçmasıdır.
Heybesi Taş Dolu Bir İnsanın Şafağı
Gün ağarmaya başladığında bu istasyondan ayrılan insanın üstü başı toz toprak içindedir, dizleri yere eğilmekten yorulmuştur ama heybesi sarsılmaz taşlarla doludur.
O insan pazartesi sabahı işine döndüğünde, sınıfına girdiğinde ya da evinde ailesinin karşısına çıktığında artık çaresiz bir kurban değildir. O, karanlıkta kendi iradesiyle cephane toplamış bir bilinç işçisidir. Hayatın karşısına dikeceği putlara —paraya, makama, kibre, konfora— fırlatacak yetmiş adet sarsılmaz prensibi (taşı) vardır artık cebinde. Korkmaz, çünkü şafağa uyanık girmiştir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.