Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

İki Cihanda Aziz Olmanın Yolu: Makamdan Sahaya, Ben’den Biz’e

Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri’nin hayatına baktığımızda, makamın insanı yüceltmediğini; asıl değerin insanın makamı nasıl kullandığında ve gerektiğinde ondan vazgeçebilme cesaretinde saklı olduğunu görüyoruz.

Bugün hepimizin kendimize sorması gereken önemli bir soru var: Makamlarımızı, imkânlarımızı ve sahip olduğumuz zamanı ne için kullanıyoruz?

Yüzyıllar önce bir gönül insanının yaptığı fedakârlık, bugün bambaşka şekillerde karşımıza çıkıyor. O günün çarşısında yapılan sıradan bir iş, bugün bir eğitim projesinde gönüllü olmak, bir gencin elinden tutmak, bir yetimin başını okşamak, bir ihtiyaç sahibinin yanında bulunmak veya insanlığa fayda sağlayacak bir çalışmanın parçası olmak şeklinde tezahür edebilir.

Mesele yapılan işin büyüklüğü değil, niyetin samimiyetidir.

Bugün Kur’an’ın anlamıyla insanları buluşturan bir çalışmada görev almak, gençlere kitap okuma alışkanlığı kazandırmak, eğitim faaliyetlerine destek olmak, sosyal sorumluluk projelerinde karşılıksız emek vermek de aynı ruhun günümüzdeki karşılığıdır.

Çünkü iyilik sadece konuşarak değil, sahaya inerek yapılır.

Makam Değil, Hizmet İnsanı Olabilmek

Günümüz insanının en büyük imtihanlarından biri sahip olduklarıyla yetinememesi. Daha yüksek bir makam, daha iyi bir otomobil, daha büyük bir ev, daha fazla kazanç ve daha çok itibar…

Bunların her birine ulaştığımızda kısa süreli bir mutluluk yaşayabiliyoruz. Fakat çoğu zaman içimizdeki boşluk kapanmıyor.

Çünkü insanın bütün ihtiyaçları maddi değildir.

Bedenin ihtiyaçlarını karşılamak mümkündür ama ruhun ihtiyacı olan huzuru satın almak mümkün değildir.

Sosyal medya hesaplarımızda yüzlerce, hatta binlerce insanla bağlantımız olabilir. Buna rağmen kendimizi yalnız hissedebiliriz. Çünkü insanın gerçek ihtiyacı yalnızca görünür olmak değil, anlamlı bir bağ kurabilmektir.

Belki de bu yüzden önce “Ben ne kazanacağım?” sorusundan vazgeçip “Ben ne katabilirim?” sorusunu sormamız gerekiyor.

“Ben”den “Biz”e Geçebilmek

Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri’nin hayatındaki en dikkat çekici taraflardan biri, makamın ve itibarın insanın önüne geçmesine izin vermemesidir.

Bugün bizim de kendi hayatımızda benzer bir muhasebeye ihtiyacımız var.

Evimizde “Benim dediğim olacak” anlayışından, iş yerimizde “Ben yöneticiyim” üstünlüğünden, toplum içinde “Benim bir makamım var” tavrından sıyrılabilmek…

Asıl büyüklük, insanlara yukarıdan bakmak değil; gerektiğinde onların yanında, hatta onların hizmetinde olabilmektir.

Mütevazılık bir eksiklik değil, karakterin en güçlü göstergelerinden biridir.

İnsan makamıyla değil, makamı elinden alındığında geride bıraktığı iyiliklerle hatırlanır.

Görünmek Değil, Faydalı Olmak

Çağımızın bir başka hastalığı da her şeyi görünür kılma arzusu.

Yaptığımız iyiliğin bilinmesini, emeğimizin takdir edilmesini, ismimizin öne çıkmasını istiyoruz. Oysa bazı güzellikler vardır ki kıymeti, yalnızca Allah’ın bilmesinde saklıdır.

Kimsenin görmediği bir iyilik…

Kimsenin alkışlamadığı bir fedakârlık…

Sosyal medyada paylaşılmayan bir yardım…

Bir çocuğa verilen kitap, bir öğrencinin önünü açmak için harcanan birkaç saat, bir yaşlının kapısını çalmak, bir ihtiyaç sahibinin derdine ortak olmak…

Bunların hiçbiri büyük manşetlere çıkmayabilir.

Ama insanın vicdanında ve gönlünde çok daha büyük bir karşılık bulabilir.

Gerçek iyilik, alkışın olmadığı yerde de devam edebilmektir.

Konfor Alanından Çıkmadan Değişim Olmaz

Akşam eve geldiğimizde televizyonun karşısına geçmek, telefon ekranında saatler geçirmek elbette kolaydır.

Zor olan ise bütün yorgunluğumuza rağmen bir gencin eğitimine destek olmak, bir sosyal sorumluluk çalışmasına katılmak, bir çocuğa rehberlik etmek veya ihtiyaç sahibi bir ailenin kapısını çalmaktır.

Fakat insanı olgunlaştıran da çoğu zaman bu zorluklardır.

Yorulmadan fedakârlık, fedakârlık olmadan hizmet, hizmet olmadan da toplumsal dönüşüm gerçekleşmez.

Bugün gençlerden şikâyet etmek kolay.

“Gençlik bozuldu.”

“Çocuklar kitap okumuyor.”

“Değerlerimiz kayboluyor.”

“Yeni nesil bizi dinlemiyor.”

Peki biz ne yapıyoruz?

Kaç gencin yanında olduk?

Kaç öğrencinin elinden tuttuk?

Kaç çocuğa kitap hediye ettik?

Kaç saatimizi bir başkasının geleceği için harcadık?

İşte asıl soru burada başlıyor.

Şikâyet Eden Değil, Taşın Altına Elini Koyan Olmalıyız

Toplumun sorunlarını konuşmak kolaydır. Çözüm üretmek ise emek ister.

Birilerinin gençler için çalışmasını beklemek yerine kendimiz sorumluluk alabiliriz. Bir eğitim faaliyetinde görev alabilir, bir okuma grubuna destek olabilir, gençlerle vakit geçirebilir, sahip olduğumuz bilgi ve tecrübeyi paylaşabiliriz.

Çünkü değişim, başkasından beklenince gecikir; insan kendisinden başlayınca mümkün olur.

Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri’nin bize bıraktığı en önemli miraslardan biri de budur: Sözün değerini artıran şey, o sözün hayata geçirilmesidir.

Asırlar geçmesine rağmen onun adının hâlâ hayırla anılması tesadüf değildir. Makamını, rahatını ve dünya nimetlerini hayatının merkezine koymak yerine insanlara ve hakikate hizmet etmeyi tercih etmesi, onu zamanın ötesine taşıyan en önemli unsurlardan biridir.

İnsanın Gerçek Mirası

Tarih boyunca nice makam sahipleri geldi, geçti.

Nice yöneticilerin, bürokratların, zenginlerin ve itibarlı insanların isimleri zamanla unutuldu.

Fakat insanlığa dokunanların, gönüllerde iz bırakanların adı yaşamaya devam etti.

Çünkü makam geçicidir.

Şöhret geçicidir.

Servet geçicidir.

İnsanın geride bıraktığı iyilik ise nesilden nesile aktarılabilir.

Bugün bizim de kendimize bırakacağımız en değerli mirasın ne olduğunu düşünmemiz gerekiyor.

Çocuklarımıza ne kadar servet bırakacağımızdan önce, nasıl bir insanlık mirası bırakacağımızı düşünmeliyiz.

Arkamızdan “Çok makam sahibiydi” denilmesinden daha değerlisi, “Birçok insanın hayatına dokundu” denilebilmesidir.

İki Cihanda Aziz Olmak

Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri’nin hayatı bize önemli bir hakikati hatırlatıyor:

İnsanı kalıcı biçimde yücelten şey, sahip oldukları değil; sahip olduklarını hangi amaç uğruna kullandığıdır.

Bugün hepimizin kendi makamını, kendi konforunu ve kendi egosunu yeniden sorgulama zamanıdır.

Belki makamımızdan tamamen vazgeçmemiz gerekmiyor; fakat makamın bizi yönetmesine izin vermemeyi öğrenmemiz gerekiyor.

Belki lüksümüzden bütünüyle vazgeçemeyiz; ama imkânlarımızdan bir kısmını başkalarının hayatını güzelleştirmek için paylaşabiliriz.

Belki dünyayı değiştiremeyiz; fakat bir insanın dünyasını değiştirebiliriz.

Bir gencin elinden tutabilir, bir çocuğa umut olabilir, bir ihtiyaç sahibinin yükünü hafifletebiliriz.

İşte gerçek mesele burada.

İnsan, kendisini merkeze koymaktan vazgeçip iyiliği merkeze aldığında değişmeye başlar.

“Ben” küçüldükçe “biz” büyür.

Ego sustukça vicdan konuşur.

Konfor terk edildikçe hizmet başlar.

Ve insan, yaptığı iyiliklerle başkalarının hayatında iz bıraktığında gerçek anlamda zenginleşir.

Belki de iki cihanda aziz olmanın yolu tam olarak buradan geçmektedir:

Makamı değil hizmeti, gösterişi değil samimiyeti, alkışı değil rızayı, “ben”i değil “biz”i tercih etmekten…

Çünkü insanın gerçek değeri, dünyada ne kadar yer kapladığıyla değil; dünyadan geçerken kaç gönülde güzel bir iz bıraktığıyla ölçülür.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.