Hüseyin Yılmaz

Hüseyin Yılmaz

Venedik Notları -1-

Her şeyi yoktan var eden, gönüllerimize İslam’ı sevdirip yaratılış gayemizi bilerek yaşamayı nasip eden Rabbimize hamdolsun. O öyle bir kudret sahibidir ki; Bakara Suresi'nde buyurduğu gibi, "...Öyle taşlar vardır ki, içinden nehirler kaynar. Öyleleri vardır ki, yarılır da ondan sular fışkırır. Öyleleri de vardır ki, Allah korkusundan (dağlardan aşağı) yuvarlanır. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir." (Bakara, 74). Sarsılmasın diye dağları yeryüzüne birer kazık gibi çakan Rabbimiz, insanoğluna en zor coğrafi şartlarda bile kendine bir yuva kurma ferasetini vermiştir. Bunun en ilginç örneklerinden birini, şu an üzerinde süzüldüğüm Venedik’te bizzat müşahede ediyorum.

Venedik, dalgaların altında yatan milyonlarca ağacın omuzlarında yükselen, eşi benzeri olmayan bir mühendislik ve sabır abidesidir. Hırvatistan ve çevre kıyılardan milyonlarca ağaç sandallarla buraya taşınmış; denizin dibindeki o sert tabakaya ulaşana kadar devasa kütükler birer kazık gibi çakılmış. Bugün hayranlıkla baktığımız o görkemli mermer saraylar, aslında suyun altındaki bu "görünmez ormanın" üzerinde yükseliyor. Sadece meşhur Santa Maria della Salute Kilisesi'nin altında 1 milyondan fazla meşe kazığı olduğu rivayet ediliyor. İnsan, ayağının altındaki bu mühendislik harikasını düşününce, Rabbimizin insana bahşettiği akıl ve azim karşısında hayrete düşmekten kendini alamıyor.

Bu sularda sadece binalar değil, tarihin tozlu sayfaları da yükseliyor. Dilimize "karantina" olarak yerleşen kavramın doğuşu tam olarak burasıdır. Veba salgını döneminde Venedikliler, gemicileri "Lazzaretto Vecchio" adasında 40 gün bekletmişler. İtalyanca kırk anlamına gelen "quaranta" kelimesi, zamanla dünya lügatine karantina olarak girmiş. Hatta insanlar o büyük vebadan kurtulurlarsa büyük bir kilise yapmayı adamışlar ve bugünkü görkemli Il Redentore kilisesini o sözün nişanesi olarak inşa etmişler.

Venedikliler zeki insanlar; hayatlarını ticaretle sürdürmüşler ama bu zekâyı ne yazık ki sadece "dünyalık" işler için kullanmışlar. Eğer bu akıl gerçek bir hidayetle birleşseydi, şüphesiz Rabbimizi bulurlardı. Şehirde Hz. Zekeriya ve Hz. Yahya efendilerimizin adına kiliseler var; yani bizlerin de değer verdiği peygamberlerin isimleri bu sokaklarda yankılanıyor. Öyle tüccar bir millet ki, Haçlı seferleri sırasında bile ticaret yollarının açık kalması için her türlü dengeyi gözetmişler. Akıl dünyalıkta zirve yapmış ama ruh ne yazık ki gıdasız kalmış.

Şehrin simgesi olan o gizemli maskeler de aslında bir "eşitlik" sembolü olarak doğmuş. Rivayete göre belirli günlerde kralından hizmetçisine herkes maske takar, kimse kimsenin statüsünü bilmezmiş. Ancak zamanla bu maskeler, nefsin karanlık arzularına alet edilmiş; gayrimeşru ilişkileri örtbas etmek için birer perdeye dönüşmüş. Bugün dükkânlarda satılan renkli maskeler, aslında insan nefsinin her çağda nasıl kılıf değiştirdiğinin birer nişanesi gibi duruyor karşımızda.

Şehrin merkezine, San Marco Meydanı'na geldiğinizde Napolyon’un izlerini görürsünüz. Napolyon, Venedik’i aldığında meydandaki yönetim binalarını, bugün eğitimde bizim de üzerinde durduğumuz "U Düzenine" benzer şekilde tasarlatmıştır. Meydana giriş yapan yapıları sarayla birleştirip saat kulesini tam merkeze oturtmuş, burayı "Avrupa'nın en güzel misafir odası" olarak nitelendirmiştir.

Venedik’in yeri geldiğinde 1 metreyi bile bulmayan o dar sokaklarında yürürken insan derin bir tefekküre dalıyor. Bastığın her taşın, geçtiğin her sokağın altında bir kanal, bir su olduğunu bilmek; insanın dünyadaki yerinin ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

Rabbim, Sen insanı ne güzel yarattın ve her şeyi onun emrine verdin. Bizleri dininin yardımcıları olma şerefine eriştir; evlatlarımızı da Din-i Mübin-i İslam için gayret eden güzel insanlardan eyle. Muharrem Nureddin Coşan Hocaefendi'nin "Dünyada Yaşayan Dostça İnsanlara" hitabındaki o vizyonla, İslam’ı sadece sözle değil, yaşantısıyla anlatan bir gençliğe her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Bizler de bize düşen bu kutsal görevin farkında olarak, birer eğitim neferi olarak nesli "diriliş nesli" haline getirmek için çaba içerisindeyiz. Rabbim çabamızı artırsın ve bizleri bu yolda muvaffak eylesin. Venedik'in suları akar gider, ama o sulardan alınan ibret kalıcıdır. Hayat da bu sular gibi akıp giderken, arkamızda baki kalacak eserler bırakabilmek duasıyla...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.