1. YAZARLAR

  2. Ahmet PAMUK

  3. Suriye’den almamız gereken dersler
Ahmet PAMUK

Ahmet PAMUK

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Suriye’den almamız gereken dersler

A+A-

Bir uzun hikaye aslında her olay. İçinde dramların olduğu, içinde ihanetlerin olduğu ve içinde masum insanların kanının ve gözyaşının olduğu… Suriye tarihi de böyle bir trajik olaylar bütünü. Bu günü anlamak adına tarihten ders almak gerekliliğinden hareketle hadi bir kez daha tozlu yaprakları çevirip bakalım tarihin karanlıklarına.

Osmanlı ordusunun Suriye cephesinde Fransızlara karşı aldığı mağlubiyetlerin ardından ordu Halep’e kadar çekilmek zorunda kalınca bölge Fransızların eline geçti. Böylece bölgede Fransız mandaterliği altında yeni bir dönem başladı. Fransa Lübnan-Suriye coğrafyasına hakim olduktan sonra bölgede böl ve yönet şeklinde bir politika izlemeye başladı. Gayrimüslim azınlıkları devlet yönetiminde ve ordu içerisinde güçlendirerek nüfusun çoğunluğunu oluşturan Sünnilere karşı azınlıkları destekledi. Fransızlar bölgenin idari yapılanmasında bu hususa özellikle dikkat ettiler. Fransa öncelikle Lübnan'ı Suriye’den ayırdı ve Beyrut başkent olmak üzere Lübnan devletini kurdu. Lübnan’ın dışında kalan Suriye topraklarında ise Şam ve Halep merkezli iki devlet kuran Fransızlar ayrıca birer Nusayri ( Arap Alevisi ) ve Dürzi devleti kurdu. Böyle bir idari yapılanmayı gerçekleştiren Fransa daha sonra bu devletleri Suriye Federasyonu olarak tek devlet haline getirildi. 1925 yılında ise devletin ismi Suriye devleti olarak belirlendi.

Fransa bölgede dini ve mezhebi durumu değerlendirerek kurduğu Suriye devletini ( Manda yönetimi) 1946 yılına kadar fiilen yönetti. 17 Nisan 1946 yılında Suriye’nin Fransa’dan bağımsızlığını kazanması ile Suriye için yeni bir dönem başladı. Ancak bu yeni dönem istikrar dönemi değil tersine siyasi çalkantıların ve askeri darbelerin yaşandığı bir dönem oldu.

1800’lü yılların sonunda filizlenmiş olan Arap milliyetçiliği fikri Suriye’nin bağımsızlığına kavuştuğu tarihlerde önemli bir aşamaya ulaşmıştı. Osmanlı egemenliğinin ardından Arap topraklarındaki İngiliz, Fransız idaresi, yapay olarak çizilmiş olan sınırlar ve yeni bir aşamaya ulaşmış olan Filistin meselesi Arap milliyetçiliğini kamçılamıştı. Mısır, Irak, Suriye, Lübnan’da güçlenen milliyetçilik ve yine bununla eklemlenen sosyalizm bölgede yeni bir dönemi başlattı.

Arapların tek bir sosyalist devlet çatısı altında birleşmesini amaçlayan milliyetçi ve sol ideolojiye dayanan Baas partilerinin de ilki 1940 yılında Şam’da kuruldu. Baas kelime anlamı ile yeniden diriliş demekti. Arapların yeniden dirilişinin birlik, özgürlük ve sosyalizm ile mümkün olacağını savunan bu hareket kısa süre içerisinde birçok Arap ülkesinde taraftar buldu ve yaygınlaştı. Baas’ın Suriye’deki işlevi ise farklı dini ve mezhebi unsurları Arap milliyetçiliği, sosyalizm ve yine buna bağlı olarak seküler-laik bir anlayış altında kaynaştırma hedefini içermekteydi.

Baas partisinin etkisinin arttığı yıllar aynı zamanda Suriye’nin önemli karışıklar yaşadığı yıllardı. Suriye’nin bağımsızlığını sağlamasının ardından ülkede birbiri ardına yaşanan askeri darbeler ülkeyi tam bir kargaşa ortamına sürüklemişti. İşte bu karışık ortamdan yaralanan Baas partisi de 1963 yılında askeri darbe ile yönetimi ele geçirdi. Böylece Suriye’de Baas rejimi başlamış oldu. 1970 yılına kadar gücünü artıran rejim 1970 yılına gelindiğinde farklı bir evreye ulaştı. Suriye bu tarihte son askeri darbesini yaşadı. Milli Savunma Bakanlığı görevinde bulunan Hafız Esad gerçekleştirdiği bir darbe ile iktidarı tümüyle ele geçirdi ve kendi diktatöryasını kurdu. Bundan sonrasını da hemen herkes zaten biliyor.

Yukarıda yazılan tarih ne kadar da tanıdık geliyor değil mi? Sanki oyun hep aynı. Kandırılan yığınlar, özgürlük masalları, sekülerizm çığlıkları ve sonunda kan ve gözyaşı… Diktatörlük karşıtlığı maskesiyle esas diktatörlüğü inşa etme çabası…

Aklımızı başımıza almak zorundayız. Zira rahmetli Erbakan Hoca’ya atfedilen “Bir gün mesele Suriye olursa, hedef Türkiye’dir” sözün muhtevası olan olaylar bir bir gerçekleşiyor gibi geliyor bana.

Selam ve dua ile…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.