Mehmet Akpınar

Mehmet Akpınar

ÇINAR AĞACI

Yeryüzünde şeytan ve dostları cirit atarken, Ebu Cehiller ve Ebu Lehebler kıtalar dolaşırken, hakikatin temsilcileri de insanlığa nefes olmak, yol göstermek ve karanlıkları aydınlatmak zorundadır.

Hüsnü Aktaş’ın ifadesiyle, “Vahiy nizamının davetçileri, seslerini isyan çiçeklerine ulaştırmalıdırlar.”

Çünkü köprü altlarında sabahlayanlar var. Aç ve susuz sokaklarda yaşayanlar, sevgiden ve merhametten mahrum kalanlar var. Allah’tan ve maneviyattan uzak yetişen nesiller, kendilerine uzanacak sıcak bir eli, gönüllerine dokunacak samimi bir sözü bekleyen gençler var.

Bir gençlik var, bir nesil var, bir toplum var.

Ve bizim onlara karşı sorumluluklarımız var.

Rahman’ın zikrinden uzaklaşmak

Yüce Allah, Zuhruf suresinin 36. ayetinde şöyle buyuruyor:

“Kim Rahmân’ın zikrini görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur.”

Devamındaki ayetlerde ise bu şeytanların insanları doğru yoldan alıkoydukları, buna rağmen insanların kendilerini doğru yolda zannettikleri haber veriliyor.

Ne büyük bir aldanış!

İnsan Rahman’ın zikrinden uzaklaşmaya, Kur’an’dan kopmaya, Allah’ın emir ve yasaklarını hayatından çıkarmaya başladığında şeytanın vesveselerine açık hâle gelir.

Üstelik herkesin şeytanı farklı suretlerde karşısına çıkabilir.

Kiminin karşısına insan kılığında, kiminin karşısına bir lider görüntüsünde çıkar. Kimini makamla, kimini parayla, kimini şöhretle, kimini de kendi nefsiyle aldatır.

En tehlikelisi ise insanın bütün bunlara rağmen kendisini doğru yolda zannetmesidir.

Çünkü yanlış yaptığını bilen insanın dönme ihtimali vardır. Fakat yanlışını doğru kabul eden insan, çoğu zaman uçuruma yürüdüğünün bile farkında değildir.

İnsan önce kendisini sorgulamalı

Ben niçin yaratıldım?

Kime kulluk ediyorum?

Rahman’ın yolunda mıyım, yoksa kendi nefsimin peşinde mi yürüyorum?

Allah’ın emir ve yasaklarına göre mi yaşıyorum, yoksa doğruluğuna kendimi inandırdığım bir hayatın içerisinde mi sürükleniyorum?

İnsan bu soruları kendisine sormak zorundadır.

Çünkü Allah’a kulluğunun farkında olmayan insan, farkına varmadan Allah’tan başka şeylere kul olabilir.

Lokman aleyhisselamın oğluna ilk nasihati de bunun içindir:

“Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür.” (Lokman, 13)

Demek ki mesele önce imandır, önce tevhiddir.

İmanın temeli sağlam değilse üzerine inşa edilen amellerin de sağlam bir zemini olmaz.

Namaz, oruç, zekât ve diğer ibadetler elbette kulluğun vazgeçilmez esaslarıdır. Ancak bütün bunların temelinde Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayan sahih bir iman bulunmalıdır.

Çürümüş çınarı rüzgâr yıkmaz

İslam âlimlerinin insanın iradesini ve şeytanın vesvesesini anlatırken kullandıkları ibretli bir benzetme vardır.

Koca bir çınar ağacı düşünün.

Yıllarca ayakta kalmış, dalları göğe uzanmış, gölgesinde nice insanları barındırmış.

Fakat zamanla içten içe çürümüş.

Bir gün şiddetli bir rüzgâr esmiş ve o koca çınar devrilmiş.

Şimdi soralım:

Suç rüzgârın mı, çınarın mı?

Rüzgârın görevi esmektir. Fırtına da tabiatın bir gerçeğidir. Sağlam çınar nice fırtınalara direnebilir. Fakat içten çürümüş bir ağacın ayakta kalması zordur.

Çınarı yıkan yalnızca rüzgâr değildir; onu yıkılmaya hazırlayan, içten içe çürümesidir.

İnsan da böyledir.

İmanı sağlam, tevhid şuuru güçlü, Allah’a bağlılığı kuvvetli olan insan, şeytanın vesveseleri karşısında direnebilir.

Fakat kalbini dünyaya teslim etmiş, nefsini kendisine rehber edinmiş, Rahman’ın zikrinden uzaklaşmış insanın en küçük bir vesveseyle bile savrulması mümkündür.

Öyleyse sürekli rüzgârı suçlamanın anlamı yoktur.

Şeytanın vazifesi aldatmak, kötülüğü süslü göstermek, insanı Allah’ın yolundan uzaklaştırmaya çalışmaktır.

Peki insanın vazifesi nedir?

Akletmek, düşünmek, inanmak, iradesini kullanmak ve Allah’a kulluk etmektir.

Ahirette mazeret kabul edilmeyecek

Kur’an-ı Kerim, şeytanın ahirette kendisine uyanlara söyleyeceklerini de haber veriyor.

İbrahim suresinin 22. ayetinde şeytan şöyle diyecektir:

“Benim sizin üzerinizde hiçbir zorlayıcı gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de benim çağrıma uydunuz. Öyleyse beni kınamayın, kendinizi kınayın.”

Ne kadar ibretlik bir itiraf!

Dünyada insanı aldatan şeytan, ahirette kendisine uyanlardan uzaklaşacaktır.

Zuhruf suresinin 38. ayetinde ise insanın, şeytanla arasındaki mesafenin doğu ile batı kadar olmasını isteyeceği bildiriliyor.

Fakat artık çok geçtir.

Çünkü Allah insana akıl vermiştir. Peygamberler göndermiştir. Kitaplar ve sahifeler indirmiştir. Hak ile batılı, doğru ile yanlışı göstermiştir.

İnsanı başıboş bırakmamıştır.

Bütün bu imkânlara rağmen şeytanın peşinden gitmeyi tercih eden insanın, sonunda şeytanı suçlayarak sorumluluktan kurtulması mümkün değildir.

Allah akıl vermiş, peygamber göndermiş, kitap indirmiştir. İnsanın kulluktan kaçmak için bahanesi yoktur.

Hakikati insanlara ulaştırmak

Bugün insanlığın en büyük ihtiyaçlarından biri, yeniden tevhid şuuruyla buluşmaktır.

Çünkü Allah’a kulluktan uzaklaşan insan, çoğu zaman nefsinin, makamın, servetin, şöhretin veya başka insanların esiri hâline gelir.

Oysa tevhid, insanı bütün sahte ilahlardan kurtarıp yalnızca Allah’a kul olmaya çağırır.

İşte bunun için vahyin davetçileri susmamalıdır.

Sokaklarda kaybolan gençlere, manevi boşlukta savrulan nesillere, hayatın yükü altında ezilen insanlara ulaşmalıdır.

Bir gencin elinden tutmak, bir insanın gönlüne dokunmak, bir kalbi Allah’ın zikriyle buluşturmak ne büyük bir hizmettir!

Necip Fazıl’ın haykırışıyla:

“Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!”

diyebilmeliyiz.

Çünkü insanlığa yapılabilecek en büyük iyiliklerden biri, ona yaratılış gayesini hatırlatmaktır.

Bir berber dükkânında başlayan sohbet

Bugün bu düşünceler zihnimde şekillenirken Ahmet Ceyhan’ın berber dükkânındaydım.

Tıraş olurken orada bulunan yaklaşık on gençle sohbet etme fırsatımız oldu.

Onlara tevhidi anlattım. Şirkin ne olduğunu, Allah’a ortak koşmanın insan hayatındaki karşılığını, imanın neden her şeyden önce sağlam olması gerektiğini konuştuk.

Rahman’ın zikrinden uzaklaşmanın tehlikelerini, şeytanın vesveselerini ve çürümüş çınar ağacının hikmetini paylaştık.

Sohbetin sonunda gençlere, “Bugünkü köşe yazımızın konusu da bu olsun. Adı Çınar Ağacı olsun. Siz de okuyun.” dedim.

Böylece bu yazının düşünce tohumları, bir berber dükkânında gençlerle yaptığımız samimi sohbet sırasında atılmış oldu.

Aslında hakikati anlatmak için büyük kürsülere, kalabalık salonlara ihtiyaç yoktur.

Bazen bir berber dükkânı, bazen bir çay ocağı, bazen bir sokak köşesi gönüllere ulaşmanın vesilesi olabilir.

Yeter ki söyleyecek hakikatimiz, dokunacak gönlümüz, uzanacak elimiz olsun.

Unutmayalım:

Şeytanın vesvesesini bütünüyle ortadan kaldıramayız. Fakat imanımızı sağlam tutabiliriz.

Rüzgârın esmesine engel olamayız. Fakat çınarımızın çürümesine engel olabiliriz.

Mesele fırtınayı durdurmak değil, fırtınaya dayanacak sağlam çınarlar yetiştirmektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.