Bazen bir toplumun üzerine ağır bir hava çöker. Umut azalır, insanlar yorulur, konuşanlar çoğalır ama yürüyenler azalır.
Tam da böyle zamanlarda bazı sözler, bazı şiirler yeniden hatırlanır. Çünkü onlar sadece edebiyat değildir; aynı zamanda bir istikamet pusulasıdır.
Necip Fazıl Kısakürek’in Sakarya Türküsü de böyle bir şiirdir. Şair bir nehirden söz eder ama aslında anlatılan nehir değil, insanın ve milletin kaderidir:
İnsan bu, su misali kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Hayat da tıpkı Sakarya gibi kıvrılır. Engeller çıkar, yokuşlar olur, bazen insan susuz kalır. Ama akış durmaz. Çünkü hayatın ve tarihin özü harekettir.
Nitekim şiirin en güçlü hatırlatmalarından biri de budur:
Her şey akar; su, tarih, yıldız, insan ve fikir…
Tarih akıyorsa, fikir akıyorsa, hayat akıyorsa; yerinde sayanlar aslında akışın dışında kalmış olanlardır.
Bugün çok konuşan ama az çalışan insanların en büyük yanılgısı da budur. Oturdukları yerden eleştirenler, dedikodu üretenler, karamsarlık yayanlar…
Onlar akışın içinde değil, kenarında duranlardır.
Oysa yürüyenler için bambaşka bir kanun işler.
Doğru bir hedef için yola çıkan, çalışkanlıkla ve sabırla ilerleyen insanlar için kâinatın kendisi adeta bir destek haline gelir. İnsan çoğu zaman bunu sonradan fark eder: Attığı her doğru adımın ardından yollar açılır, kapılar aralanır, imkânlar belirir.
Bu yüzden büyük davalar hiçbir zaman kalabalıkların şikâyetiyle değil, az sayıda insanın azmiyle kazanılmıştır.
Necip Fazıl’ın o meşhur dizeleri tam da bunu hatırlatır:
Rabbim isterse sular bükülüm bükülüm burulur;
Sakarya’nın sırtına İslâm tarihi vurulur.
Burada verilen mesaj açıktır: Eğer niyet doğruysa, hedef büyükse ve gayret samimiyse, tarihin akışı bile değişebilir. Bir nehir nasıl yatağını yararak yol buluyorsa, inanç ve azim de önündeki engelleri yararak yolunu açar.
Bu yüzden karamsarlık bir çözüm değildir. Hüzün de değildir.
Yapılması gereken şey, doğru hedefe kilitlenmiş bir iradeyle yürümektir.
Çünkü tarihin değişmez bir gerçeği vardır:
Çalışanlar yürür, yürüyenler yol alır, yol alanlar ise sonunda ufka ulaşır.
Ve o zaman geriye sadece şu manzara kalır:
Oturanlar, yürüyenleri izler.
Nitekim yine Necip Fazıl Kısakürek’in çok bilinen bir ifadesi bu hakikati veciz şekilde anlatır:
“Bekleyin, görecektir oturanlar yürüyenleri.”
Bugün toplumun ihtiyacı olan şey de tam olarak budur:
Şikâyet edenlerin çoğalması değil, yürüyenlerin artması.
Çünkü tarih boyunca hiçbir millet oturarak kaderini değiştirmemiştir.
Yürüyenler yolu açar, çalışanlar geleceği kurar.
Ve sonunda…
Sakarya gibi akan bir iradenin önünde hiçbir engel duramaz.