“Ser veren ‘serîr’ bulur”

Ahmet Doğan İlbey

Dîn-i mübin aşkıyla cesaretten, yiğitlikten, gâzâ meydanlarına koşmaktan iftihar eden bir millete mensubuz. Fakat modern zihniyet ve eğitimin büyük cihat olan aşk meydanına aynı cesaret ve gönülle çıkmamıza darbe vurduğu aşikâr.

Modernizmin bir virüs gibi Müslüman gönülleri de sardığı bu zamanda aşk meydanına cesaretle çıkmanın vaktidir. Ulvî aşk meydanına gönülle, muhabbetle çıkmaya hazırlanıp ser verip serir bulan bir er kişi olmak istiyorsak, Ali Yurtgezen hocanın “Evin Mahremi Olmak” kitabına müracaat etmek ve “Ser Veren ‘Serîr’ Bulur” başlıklı beyit şerhini meşk etmek lâzım.

Hülâsa ettiğimiz şerh, ser verip serîr bulmanın yolunu gösteriyor tâliplilerine:

“Ser ver gönül, serîr-i mahabbette server ol / Meydân-ı aşka gir, cevelân et, dilâver ol. (Hayâlî Beğ) [Ey gönül! Cesur ol, aşk meydanına girip yiğitçe dolaş ve başını ver (ki) muhabbet tahtında (oturan) baş sen olabilesin.]”

“Eskiden harp etmek üzere karşı karşıya gelen iki ordu topluca cenge başlamadan önce taraflar arasında teke tek dövüşler olurdu. Bir savaşçı meydana çıkar, çalımlı çalımlı bir aşağı bir yukarı dolaşmak suretiyle cevelân eder, karşı taraftan kendisiyle vuruşacak er dilerdi. Buna meydan okuma denirdi ve kendine güvenin olduğu kadar, ser vermeyi, yâni başı kesilerek öldürülmeyi göze almanın, uğrunda savaştığı şeyi candan aziz bilmenin, dolayısıyla da yiğitliğin, adanmışlığın, dilâverliğin ispatı sayılırdı. Hayalî Beğ, yukarıdaki beytinde önce

bu eski harp usulünü hatırlatıyor. Böyle kahramanların ölse de öldürülse de diğer insanların gönül tahtında bir sultan gibi, gıptayla, hürmetle, muhabbetle yadedilerek yaşatıldığı imasında bulunuyor. Dâvet eylediği meydan, herhangi bir cenk meydanı değil, aşk meydanıdır. Bu meydandaki mücahedenin, ser vermenin ve böylece ulaşılan mazhariyetin mahiyeti de farklıdır. Aşk meydanı cihad-ı ekberin yapıldığı sahadır. Gönlü yegâne maşûk olan Cenab-ı Mevlâ’nın tecellisinden alıkoyan dünya ile, nefs ile, mâsivâ ile mücahedeye burada girişilir. Buradaki cevelân ve dilâverlik, kâinattaki tevhide katılarak her dem Allah Tealâ’nın zikriyle yürüme çabasıdır. Gönül aynasını temizleyip orada cananı temaşa iştiyakının kuvveden fiile çıkmasıdır. Bu sebeple aşk meydanına gönülle girilir; demek ki gönüllü girilir. Meydan-ı aşka gönülle girmek, bir muhabbet dâvası gütmektir aynı zamanda. Söz ile değil hâl ile izhar edilir ve her dâva gibi ispat ister, bedel ister. O bedel canla başla ödenmelidir. Muhabbetullahla yanan gönüller aşk meydanına tereddütsüz dalar, cananı candan üstün tuttuklarının nişanesi olarak canlarından geçerler. Şehitler böyle dilaverlerdir. Ser vermişler, firdevs cennetinde yüksek tahtlar üzerinde sürûra ermişler; canan için canlarından geçerek yeniden ve ebedî can bulmuşlardır.”

“SERİR-İ MUHABBETTE SERVER” OLMAK

Ser, yâni baş vermenin tasavvufî tâlimi böyle. İlahî aşk meydanında baş veren dilâver olmanın mânası nedir? Şerhten okumaya devam edelim:

“Ölmeden evvel ölmek için girilen aşk meydanlarından biri de tasavvuf mektepleridir. Buradaki dilaverliğin adı müritliktir artık. ‘Yiğitlik, yüreklilik’ mânasına kullandığımız ‘dil-âver, aslında ‘gönül getiren, gönlünü bir yerden başka bir yere nakleden’ demektir. Müritler, gönüllerini dünya meylinden koparmış, tevhit nuruna müteveccih ve mazhar olması için getirip onu bir mürşid-i kâmile teslim eylemiş dilaverlerdir. Gönlün tasfiyesi, nefsin tezkiyesi için mürşid-i kâmil komutasındaki tâlim ve terbiyeye yılmadan, muhabbet tahtında baş olabilmenin şartıdır. İşte bu tâlim ve terbiyeye harfiyyen riayet mecburiyetidir ki müridin mürşidine serini vermesini de gerektirir. Mürşide ser vermek, başını ona bağlamak, hatt-ı harekâtını onun tâlimatlarıyla belirlemektir. Yol bilenlerin kılavuzluğunda sarp yamaçları aşan kulların mukarrebûn katına yükselmesi, ahiret yurdunda Allah’ın sevdiği kullarına bahşeylediği ‘sürûr’a ulaşarak serir-i mahabbette server olması umulur.‘Serir-i mahabbette server’ olmaya talip olmak, cennette üst üste dizilmiş serirlerin en yukarısında oturmaya tâlip olmaktır.”

Sözün özü, bu kirli çağda vaktimiz az, ahirette vereceğimiz hesap kabarık. Bir an evvel “Serir-i muhabbette server” olmaya hazırlanmak gerek.

---------------------------------

AÇIKLAMA:

“Ali Hocamın, fakire ‘Pir-i Muganımız’ Dediği Hakkındadır” adlı yazımızda “nişân-ı zişân” ifadesini sehven zişân-ı nişân” olarak yazdığımızın farkına vardık. Düzelttiğimizi bildiririz.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.