Roma Notları – 8 - (Floransa & Güzellik)

Hüseyin Yılmaz

Kendi kendine yeten, ruhu olan bir şehir Floransa... Yemyeşil caddeleriyle, evlerin önünü süsleyen ağaçlarıyla, cadde boyunca birer muhafız gibi uzanan çınarları ve akasyalarıyla insanı büyüleyen bir İtalyan şehri.

İtalya seyahatimiz boyunca şehirlerarası ulaşımda otobüs, şehir içlerinde genellikle gelişmiş raylı sistemleri ve metroları kullandık; bu sayede bir uçtan diğer uca rahatlıkla seyahat edebildik. Bu güzel şehre, Floransa’ya (Firenze) adım attığınızda, adımlarınız sizi mutlaka o meşhur tepeye doğru çağırıyor.

Bizler de yolculuk boyunca içimizden fısıldanan o kutlu ölçüyle; her yokuşta Allahuekber, her düzlükte Elhamdülillah, her inişte Sübhânallah diyerek, kıvrımlı yollardan ve yemyeşil ağaçların arasından geçip çıktık o en yüksek noktaya: Michelangelo Tepesi (Piazzale Michelangelo). Aman Allah'ım, burası gerçekten yemyeşil ve göğe en yakın yer... Beton yığınlarına kurban edilmemiş, imara açılmamış, tarihi dokusu korunmuş bambaşka bir âlem. Uçsuz bucaksız yeşillikler, kadim ağaçlar ve bu asil coğrafyayı tepeden seyreden muazzam bir manzara...

Güneşin gökyüzündeki süzülüşünden ikindi vaktinin gelip çattığı açıkça belli oluyordu. Bu muazzam tepede namaz kılacak bir yer aradı gözlerimiz. Tam o esnada, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) ümmetine bir lütuf olarak müjdelediği o kutlu hadis-i şerif rehberimiz oldu:

"Yeryüzü bana temiz ve mescit kılındı..." (Müslim, Mesâcid, 3)

İşte bu şuurla, o kıvrım kıvrım yolların arasında, çimenlerin üzerinde ve asırlık ağaçların ortasında seccadelerimizi serdik Kâbe’ye, aziz kıblemize karşı. Canım Yusuf'um, o duru sesiyle nihavent makamında öyle güzel bir ikindi ezanı okudu ki... Aman Allah'ım! Kuşlar cıvıl cıvıl ötüşürken, yemyeşil otların ve ağaçların arasında Allah'ın varlığını, birliğini tüm kâinata ilan ediyordu Ezan-ı Muhammedî. Allah en büyüktür, Allah tek büyüktür! Şehadet ederiz ki O'ndan başka ilah yoktur.

Sübhânallah! Ne mükemmel bir an, ne harika bir tabloydu. Gök kubbenin altında, o asil ağaçların gölgesinde hep birlikte ikindi namazımızı eda ettik. Tam o sırada şairin o dervişane sızısı düştü kalbimize:

Kıl beni ey namaz, kıl beni ey namaz...

Kılsın bizi namazlarımız,

Kıldığımız namazlar bizi "insan" kılsın.

Evet, insan kılsın ki; bizler dünyayı insanî ve ahlaki davranışlarımızla yeniden yaşanabilir bir cennet haline getirelim. Yeryüzündeki yozlaşmışlığı, hadsizliği, haksızlığı ve zulmü ancak Müslümanca yaşayarak, Müslümanlığın o asil güzelliğini halimizle tebliğ ederek ortadan kaldırabiliriz. Dualarımız döküldü dudaklarımızdan: "İlâhî ente maksûdî ve rızâke matlûbî..." Ya Rabbi! Amacımız Sensin ve senin rızanı kazanmaktır tek maksadımız.

Meydan, ikindi sonrasına doğru iyice kalabalıklaşıyor. Dünyanın dört bir yanından, adeta 72 milletten oluşan muazzam bir insan topluluğu, sadece tek bir anı, güneşin batışını izlemek için burayı doldurmuş. Merdivenlere sıralanmış insanları görünce, Ahmet Hâşim’in o meşhur Merdiven şiiri yankılanıyor zihnimde:

Ağır ağır çıkacaksın bu basamaklardan,

Eteğinde güneş rengi bir yığın yaprak,

Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak...

Sular sarardı... Yüzün perde perde solmakta,

Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...

İşte tam da o kızıl havaları seyretmek için yeniden oturduk yerimize. Güneşin batışını izlerken, Allah Teâlâ’nın o muazzam sanatını hayranlıkla seyrediyor, bu eşsiz güzelliği fotoğraflarla ölümsüzleştiriyoruz. Güzel, dünyanın her yerinde güzel; güzel, her insan için güzel... Sübhanallah! Rabbim Sen ne büyüksün; ne muazzam, ne mükemmelsin. Ne güzel bir dünya, ne muhteşem bir kâinat yaratmışsın. Ve bizi bu muazzam kâinatta sahipsiz bırakmayıp kendini tanıtmışsın, Peygamber Efendimiz’e ümmet eylemişsin. Elhamdülillah... Sana sonsuz hamdüsenalar, sonsuz şükürler olsun.

Oturduğumuz yerden, tam güneşin batacağı ufuk çizgisinde, iki ağacın silüeti yükseliyor. Ağaçların arasından süzülen o son kızıllık, manzaraya bambaşka bir asalet katıyor. İnsanın ruhu bu saf güzelliği yudumluyor, güzellik insanın ruhunu kendine çağırıyor. Rabbim bizlere her daim güzeli görmeyi, güzeli sevmeyi, güzel işler ve salih ameller yapabilmeyi nasip eylesin inşallah. Zaten fani ömür bitip geriye dönüp baktığımız zaman, arkamızda sadece yaptığımız o güzel işler, bıraktığımız hoş bir seda kalıyor.

Güneş artık batmak üzereyken kalabalık iyice coşkuyla artıyor. İnsanlar Yaradan’ın sanatına hayran hayran bakarken, tepeye son bir otobüs yanaşıyor. İçinden inen bir grup genç, o son anı, batan güneşin son parıltısını yakalayabilmek için koşa koşa merdivenlere doğru atılıyor.

Aslında hayat da tam olarak böyle değil mi? Hep bir son anı yakalama, hep bir telâş ve imtihan kovalamacası peşindeyiz... Hep iyiyi, güzeli isteyerek, mutlu olmayı arzulayarak koşuyoruz. Ama asıl soru şu: Söylemlerimiz, eylemlerimizle ne kadar örtüşüyor? Özünü duruşunla birleştir, ey insan!

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.