Roma Notları -4- (Kolezyum)

Hüseyin Yılmaz

Yıl 2026…

Bir ilkbahar akşamı…

Roma!

Vahşeti kamufle eden karşımda devasa bir yapı duruyor; gladyatörlerin birbirlerini hunharca öldürdüğü, o karanlık devrin şahidi Kolezyum. Bu yapı, bugün mimari güzelliğiyle insanı ne kadar cezbetse de aslında dünyadaki modern futbol sahalarının örneklemini oluşturmuş bir vahşet arenasıdır. Roma İmparatoru Titus zamanında tamamlanan ve açılışı tam 100 gün süren bu devasa mermer yığınında onlara göre hayat; sadece kan, eğlence, içki ve zevk-u sefadan ibaretti. Kolezyum’un en acı özelliklerinden biri de tıpkı günümüz tribünlerindeki gibi keskin bir sınıf ayrımına sahip olmasıydı; "kale arkası" gibi bölümlerle alt sınıfın oturacağı yerler bile maalesef ayrılmıştı. Sıradan halk da kendini bu günahın ve kanın içinde kaybediyor, insanlar arenada birbirlerini parçalarken tezahürat yapıyor, bahis oynuyor ve bir an önce üst sınıfa geçip zengin olabilmek için her türlü hileye başvuruyorlardı. Bugünün dünyasını yöneten, gücü haklı kılan sistemin temel taşlarının o günkü Kolezyum’un işleyişinde yattığını görmek gerçekten sarsıcıdır.

Tarih ne yazık ki tekerrür ediyor; dün Kolezyum tribünlerinde vahşeti bir eğlence gibi izleyen o zihniyet ile bugün Gazze’de, Filistin’de masumların üzerine yağan bombaları, Doğu Türkistan’da yapılan zalimlikleri, İran’a yapılan saldırıları ekran başından sessizce izleyen "modern Batı ve geleneksel Doğunun vurdumduymaz insanı" arasında hiçbir fark yoktur.

Ah! İnsan!

Ayet-i kerimede de geçtiği üzere; Allah Teâlâ, yarattığı insan için "Zalûm ve Cehûl" yani çok zalim ve çok cahildir buyuruyor. İnsan, cahilliğinden ötürü kat kat zalimleşebilen bir varlık haline geliyor. Kolezyum, imparator tarafından halkın yönetilebilir duruma gelmesi, boş işlerle uğraşması ve devlet yönetimindeki eksiklikleri görmemesi için bir araçtı. Roma’nın yönetici sınıfı Krallarının liderliğinde obozulmuş, tahrif edilmiş dinlerini bir afyon gibi kullandılar. Peki, şimdiki sistem neleri afyon olarak kullanıyor? Bunu insanın oturup kendi kendine düşünmesi lazım; senin afyonun ne, seni Allah’tan alıkoyan şey ne? Makam mı, para mı, içki mi yoksa nefsinin hoşuna giden sahte parıltılar mı? İnsan, nefsinin bataklığında çırpındıkça batan bir varlık haline gelmiş durumda; o kâfir nefis ki iyiliği örten, kötülüğü ise yukarı çıkartıp emreden bir yapıdadır.

Şimdi sormak lazım: "Fe eyne tezhebûn?" yani bu gidişle nereye gidiyorsunuz? İnsandan "Hazreti İnsan"a giden yol ne kutlu, ne mübarek bir yolculuktur ancak Batı Roma uygarlığında maalesef böyle bir düzen yok. Asıl bizim medeniyetimiz bir merhamet medeniyetidir; merhametli insan yetiştirme, diğergam olma, kendini başkasının yerine koyma ve hatta başkası için kendini feda etme özelliklerinin hepsi bizim din-i mübin İslam’ımızda mevcuttur. İnşallah bizler bu güzel ahlakı kuşanarak Kolezyum’un en tepesine İslam’ın adalet terazisini , "Lailaheillallah Muhammedün Resulullah" sancağını dikeceğiz. İnsanlar Roma’nın kalbinde hep birlikte "Allah Allah" diyerek; kanla değil, güzel ahlakla ve Müslümanlığın vakarla yaşandığı, çevrelerine örnek olacakları huzurlu bir dünyaya uyanacaklar inşallah.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.