Önemli olan vatandaşın cebidir

Avukat Zühtü Kazancı, 2019 yılı ekonomisini gazetemize değerlendirirken; “Vatandaş için önemli olan piyasanın canlılığı, cebine giren paranın kıymetidir” ifadelerini kullandı.

2019 YILINI EKONOMİ OLARAK NASIL DEĞERLENDİRİRSİNİZ?

Resmi enflasyon baktığımız zaman ortalama bir yıl geçmiş gibi görünüyor fakat piyasaya yansıyan eksi değerle enflasyon değeri arasında çok ciddi bir uçurum var. Geçen sene ile bu sene arasın da elektrik, doğalgaz, akaryakıt ve temel gıda malzemelerine yapılan zamlara baktığımız zaman neredeyse iki katına yakın birçok kalemde fiyat artışları görüyoruz. Resmi açıklanan enflasyon rakamları yüzde 10’un altına düşecek gibi görünüyor. Vatandaş için önemli olan piyasanın canlılığı, cebine giren paranın kıymetidir. Bu açıdan baktığımız zaman 2019 yılı ciddi anlamda sıkıntılarla geçmiş bir yıldır. Görünüşe bakılırsa bu 2020 yılına da yansıyacaktır. İnşaat sektörü Türkiye’de başlı başına bir vakadır. İnşaat sektöründe çok ciddi durgunluk yaşanıyor. İnşaat sektörünün durması demek aşağı yukarı 300’e yakın sektörün durması demektir. Türkiye’de bulunan inşaat sektörlerinin birçoğu durma seviyesine geldi. Bu iç açıcı bir durum değil. Bunu canlandırmak için birtakım hamleler oldu. Kredi faiz oranları enflasyona göre baya aşağı çekildi. Bu bir miktar canlılık getirdi. İnşaat sektörüyle alakalı bana gelen dava sayısı çok fazla. Kahramanmaraş’ta benim kanaatimce Müteahhitlerin yarısından fazlası iflasla burun buruna, birçoğu da iflas etmiş durumda.

2018 YILINDA YAŞANAN BİR DOLAR KRİZİ OLDU. BUNUN 2019 EKONOMİSİNE YANSIMALARI NASILDI?

Bir ülkenin başarılı olabilmesi için kendi dinamikleri ile ayağa kalkması lazım. Biz bir taraftan Amerika’ya yaslanarak oradan destek alarak ekonomimizi ayakta tutmaya çalışıyoruz. Bir taraftan da
Rusya’ya yaslanıyoruz. Ne yazık ki ortaya koyduğumuz kendi sistemimiz yok. Bu sadece ekonomide değil dış siyasette de böyle ve ne yazık ki iç siyasete de yansıması oluyor. Ekonomi de dışa bağımlı bir yapımız var. Halbuki Bağımsız Türkiye Partisi olarak ortaya koyduğumuz bir ekonomi sistemimiz var. Milli ekonomi modeli sadece kitap olarak yazılıp fikir olarak ortaya atılmış bir model değildir. Dünyada aşağı yukarı 2006 yılından bu yana yavaş yavaş uygulanmaya başlayıp, şuanda da birçok ülke tarafından kısmen ya da tamamen hayata geçirilen bir modeldir. Artık dünyada ekonominin şeklini ve seyrini değiştiren bir modeldir. Şu anda bir numaralı örnek Çin’dir. Çin 2014 yılından bu yana Çin lideri biz artık ihracata dayalı sistemi bıraktık, tüketime yönelik bir sisteme geçtik dedi. Çin nüfus olarak çok yoğun bir ülke ve orada ucuz işçilik söz konusuydu. Çin sürekli üretim yapıyor ve daha sonra satıyor, döviz girdisi yapıyor bu dövizle de kendi insanının karnını doyurmaya çalışıyordu. Bu yöntem ile ayakta kalmaya çalıştı. Milli Ekonomi modeli diyor ki her ülke kendi üretiminin ve emeğinin karşılığına para basma hakkına sahiptir. Her ülkenin verdiği hizmetler karşılığında yıllık emeğinin karşılığını paraya çevirme hakkı vardır. Türkiye geçtiğimiz 2018 yılında 3 trilyona yakın gayrı safi milli hasılası vardı. Bunun 3’te birini para olarak basma hakkına sahipti. Fakat biz bunun 3’te birini değil 50’de birini dahi basmıyoruz.

2020 YILI İÇİN BEKLENTİLERİNİZ NELER?

2020 yılından bir beklentim yok aksine daha kötü olacağını düşünüyorum. Türkiye Cumhuriyeti Devleti dünyanın kabul ettiği sisteme geçmesi lazım. Şu anda kapitalizm uyguluyoruz. Adeta dünyada çöken, biten çöplüğe atılan bir sisteme sarıldık. Para basıldıkça değeri düşmez. Az önce bir formül söyledim gayrı safi milli hasılasının 3’te biri oranında para basılabilir. Bu ekonominin canlanması için zorunludur. Basılacak olan miktarın üzerinde para basıldığı zaman paranın değeri o zaman düşer. Basit bir mantık anlatayım. Bir ülkede sadece tarım yapıldığını düşünün, bir çuval mısırınız var bende de bin lira para var ben bu bir çuval mısırı satın alıp ektim ve 6 ay sonra 10 çuval mısır meydana getirdim. 6 ay önce bir çuval mısır varken 6 ay sonra 10 çuval mısıra çoğaldı ama hala bin lira var. Bu ekonomi bu şekilde ayakta durmaz. Bunun bir miktarını piyasaya sürmemiz lazım. Bir sürü üretim var ve bunun karşılığında biz para basmıyoruz. Sebebi ise Amerika para basarsan enflasyon olur diyor. Para basmıyoruz, ekonomi gitgide büyüyor ve paraya ihtiyaç oluyor. Şuanda resmi kayıtlara göre yüzde 15 civarında işsizlik oranı var. İnsanları işe alamıyor sebebi ise verecek para bulamıyor. Ülkemizde yetişmiş insanlar var. Bu insanlar üretim yapabilir daha önemlisi tüketim yapabilir ama bu insana iş veremiyoruz. Dolayısıyla da ekonomiye kazandıramıyoruz bunu. Ülkemizde para basarsak enflasyon olur diyorlar. 2 türlü enflasyon vardır. Birincisi maliyetten kaynaklanan enflasyon diğeri ise talep enflasyonudur. Talep enflasyonunda paranın fazla olması malın fiyatını arttırır. Mesela ben 5 bardak satacağım ama 10 tane talibi var. O 10 kişi bu bardağı alacak hem ihtiyacı var hem de para var. Bu bardağın maliyeti 5 lira ise ben bu bardağın fiyatını 10 kişi talip olduğu için arttırırım. Buna talep enflasyonu denir. Mal az olur ve malın taliplisi çok olur. Bu durumda para azaltılır ki talep azalsın, enflasyon düşsün. Böyle bir olay Türkiye dahil birçok ülkede yok. Maliyetten kaynaklanan enflasyonda mesela bardak üretirken fiyatına etki eden unsurlar var. Bunlar ham madde gideri, işçilik gideri, sigorta gideri, enerji gideri vs. bunların hepsini topluyoruz ve belli bir oranı maliyete yansıyor, bardak fiyatı ortaya çıkıyor ve kar koyuyoruz üzerine. Bu girdilerin fiyatı artarsa bağdar fiyatı da otomatik olarak artar. Türkiye de yaşanan enflasyon budur. Sanayi üretimi yapılıyor, kiralar artıyor, faiz sürekli artışta zaten, elektrik fiyatı artıyor, işçilik fiyatı artıyor, ham madde fiyatı artıyor ve daha sonrasında enflasyon yükseliyor. Buna da maliyetten kaynaklanan enflasyon deniyor. Maliyetten kaynaklanan enflasyonu talep enflasyonu sanıp çözüm arıyorlar fakat hastalık farklı tedavi farklı oluyor. Teşhis yanlış koyduğumuz için tedaviyi yanlış yapıyoruz. Öncelikle bu teşhisi doğru koymamız lazım. Ülkemizi idare belli bir kesimin yanlış verdiği bilgilerle ekonomiyi idare etmeye çalışıyoruz. Yanı başımızda olan Rusya’ya baktığımız zaman 2006 yılından itibaren Milli Ekonomi modeline geçti ve hatta BRICKS adlı bir birliktelik oluşturdu. Rusya, Çin, Güney Afrika, Hindistan ve Brezilya bu 5 ülke Milli Ekonomi Modelini hayata geçirmek için BRICKS yapısını oluşturdu. Şu anda dünyanın  bir numaralı ekonomi gücü Çin oldu. Amerika şuanda tam bir çöküş halinde. Bu modele Türkiye’nin de geçmesi gerekiyor. Sayın Cumhurbaşkanımız bazen Milli Paralı ticaret yapacağız diyor. Milli Ticaret denen olgu Milli ekonomi modeliyle beraber Haydar Baş beyin ortaya koyduğu bir sistemdir. Amerika 2’inci dünya savaşına kadar kasasına koyduğu altının karşılığında dolar basıyordu. Bu zaten olması gereken bir şeydi. 2’inci dünya savaşından itibaren Japonya’ya birisi hidrojen diğeri ise atom bombası olmak üzere 2 tane atom bombası attı. Ondan sonra ben süper gücüm artık paramı altın karşılığında basmıyorum dedi. Amerika doları kendi ülkesi için gayrı safi milli hasılasının karşılığında yüzde yüzünü basıyor. Amerika’da gayrı milli hasılası kaç ise üçte birini değil yüzde yüzünü basıyor, yetmiyor birde bizim gayrı milli hasılamız karşılığın da bizim basmamız gereken parayı da Amerika basıyor. Biz dolarla dünyada her şeyi satın almaya başladığımızdan itibaren Amerika parasının karşılığı doları kullanan dış ticarette kullanan ve iç ticarette kullanan ülkelerin emeğinin, hizmetinin ve malının karşılığı haline geldi. Yani biz üretiyoruz, emeğimizi ortaya koyuyoruz bunun karşılığında Amerika iyi yaptın al sana dolar diyor. Verdiği doları da faizli olarak veriyor.

ÜLKEDE ÇÖZÜM NEDİR?

Ülkede tek çözüm Milli Ekonomi Modeline geçmektir. Kendi emeğimizin karşılığında para basmaktır. Buna milli para denir. Milli para şuan cebimizde olan paralar değildir, bu faizli olarak kasamıza koyduğumuz dövizin karşılığında bastığımız paradır. Milli para tamamen yerli ve emeğimizin karşılığında bastığımız paradır. Milli ekonomi modeli ile herkes yerli üretime geçti. Rusya 2006 yılında Milli Ekonomi modeline geçti ama temkinli davranarak adım adım ilerliyor. Madde madde uyguluyor ve her madde de adeta yeni bir pencere açılıyor. Böyle devam ederken 2008 yılında Amerika’da Mortgage krizi patladı. Rusya çok yoğun bir şekilde modele adapte olduğu için hemen hemen 2-3 ayda bir Haydar Baş Beyle görüşüp nasıl adım atacağını soruyordu ve devam ediyordu. Mortgage krizi olunca hemen apar topar Victor Minin Haydar Baş beyle görüşmek için Trabzon’a geldi. Haydar Baş beyin de ertesi gün Kahramanmaraş’ta iftar yemeği vardı. Victor Minini de alıp Kahramanmaraş’a geldi. Burada iftar yemeği yediler ve daha sonra Gaziantep’te Profesör Dr. Ömer Eyercioğlu’nun evinde Haydar Baş Bey ve Victor Minin saatlerce konuştular. Victor Minin Amerika batıyor ne yapmamız lazım diyor. Haydar Baş Bey de Amerika batmıyor diyor. Bu tartışma teknik olarak böyle devam etti ve en sonunda Haydar Baş Bey dolar dediğimiz kağıt Rusya da geçiyor dedi. Rusya da istediğimi alabilirim, Türkiye de alabilirim. Amerika bu yüzden neden batsın ki dedi. Kağıdı boyuyor, 10 milyar doların maliyeti 3 bin dolardır. Sonra bu dolarla sendeki bendeki her şeyi satın alıyor. Amerika bu yüzden batmaz dedi. Amerika’nın ordusu dolar o orduyu ayakta tutan yine dolardır. Rusya da Gazprom adlı bir şirket var. Daha önce özel bir şirketti. Gazprom’um özelliği bütün Avrupa’ya ve Türkiye’ye gaz satıyor. Yıllık cirosu da 500 milyar dolardır. Belki de daha da artmıştır, her geçen gün artıyor. Gazı Rusya çıkarıyor, gazı alan Türkiye ve diğer Avrupa ülkelerinin neredeyse tamamı dolar karşılığında alıyor. Alan başka bir ülke fakat bunun karşılığında parayı basan Amerika. Çünkü para ödemek için dolar lazım, dolar da Amerika’da. Dolara talip olduğu müddetçe Amerika o parayı basacaktır. Amerika’yı yıkmak istiyorsan dolarla ticareti bırakacaksın. Milli paralar ile ticaret yapacaksın, ama karşındakini de aynı şekilde muhataba alacaksın. Bir ülkeye kendi malını verdiğin zaman ruble isteyeceksin, başka ülkeden mal talep ettiğin zaman da o ülkenin parasını vereceksin. Victor Minin hemen gitti ve Çin ile 25 yıllık bir enerji anlaşması imzaladı. Bu anlaşma 2008 de başladı ve her geçen gün güçlenerek devam etti. Buna Hindistan, Brezilya, Güney Afrika ve İran katıldı. Avrupa ülkelerinin bir kısmı buna katılmaya başladı. Abdullah Gül Cumhurbaşkanı olduğu zaman Rusya’dan geldiğinde artık Milli Para ile ticarete başlayacağız dedi ama bir türlü başlayamıyoruz. Çünkü önce Milli Parayı basmamız lazım. Bu işin çözümü buradadır. Kendi milli paramızı basmalıyız ve tüketim kabiliyeti olan insanların cebine para koymalıyız. Seçim çalışmalarımızda bazı vaatlerimiz var. 5 bin lira asgari ücret, bin 500 lire vatandaşlık maaşı, 2 bin 500 lira ev hanımı maaşı, 250 lira çocuk maaşı ve evleneceklere faizsiz kredi gibi vaatlerimiz oldu. Vatandaş bunları altı boş olan vaatler zannediyor. Biz bunların kaynağını da söyledik ama insanlarımız ne yazık ki anlamak istemiyor. Bu saydıklarım Milli Ekonomi Modelinin olmazsa olmaz şartıdır. İsviçre bugün vatandaşlık maaşına geçmenin şuanda hazırlığını yapıyor. İsviçre’nin her vatandaşı 2 bin İsviçre frangı alacak. Böyle bir şey kapitalizm de yok, sadece çalışanın cebine para konulacaktır yazıyor. Kapitalizm de en az yüzde 4 işsizlik şarttır. Biz ayakta kalmak istiyorsak, ekonomimizi canlı tutmak istiyorsak mutlaka Milli Ekonomi Modelini hayata geçirmemiz lazım. Haydar Baş Bey bunu gizleyen, saklayan birisi değil. Rusya, Çin, Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika’ya uygulattı. Haydar Baş Bey Cumhurbaşkanımıza gel ben sana danışman olurum bir kuruş dahi istemiyorum, siyaseti de bırakırım, partiyi de kapatırım dedi. Yeter ki bu modeli hayata geçir dedi fakat olmadı.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Ekonomi Haberleri