İnsan, hayatta en çok nerede yanılır biliyor musunuz?
İnsanlara fazla anlam yüklediğinde…
Bir insana güvendiğinde, bir makama bağlandığında, bir çevreye dayanıp oradan güç almaya çalıştığında…
Çünkü insan fânidir.
İnsan değişir.
İnsan bugün yanında olur, yarın bambaşka bir yerde durabilir.
İşte insanın en büyük hayal kırıklıkları da tam burada başlar.
Oysa Kur’ân’ın insana öğrettiği şey bambaşkadır:
“Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer inanıyorsanız üstün olan sizsiniz.”
(Âl-i İmrân Suresi 139. Ayet)
Bu ayet sadece bir teselli değildir. Aynı zamanda müminin hayata bakışını belirleyen bir ilkedir.
Allah’a gerçekten iman eden insan bilir ki bu dünya geçicidir. Bu yüzden insanlara körü körüne bağlanmaz. İnsanlara dayanmaz. İnsanları hayatının merkezi yapmaz.
Çünkü bilir ki insan sınırlıdır; ama Allah sonsuzdur.
Kur’ân başka bir ayette ise çok daha açık bir uyarıda bulunur:
“İnsanlardan korkmayın, benden korkun.”
(Maide Suresi 44. Ayet)
Bu ayetin verdiği mesaj aslında son derece nettir:
İnsana dayanma.
İnsandan çekinme.
İnsanların ne dediğini hayatının merkezine koyma.
Çünkü insanların senin hakkında ne düşündüğü çok da önemli değildir.
Asıl önemli olan Allah’ın senin hakkında ne düşündüğüdür.
İnsanların alkışı geçicidir.
İnsanların övgüsü kısa ömürlüdür.
İnsanların sevgisi çoğu zaman şartlıdır.
Ama Allah’ın rızası kazanılmışsa, işte gerçek kazanç odur.
Peygamber Efendimiz de kalbin yönünü tarif ederken şöyle buyurur:
“Dünya sevgisi kalpte bir karanlıktır; ahiret sevgisi ise kalpte bir nurdur.”
Yani kalp dünyaya bağlandıkça ağırlaşır, karanlıklaşır. Ama Allah’a ve ahirete yöneldikçe aydınlanır.
Bu yüzden insan hayatında bir noktada şu soruyu kendine sormalıdır:
İnsanları mı razı etmeye çalışıyorum, yoksa Allah’ı mı?
Çünkü insanlar hiçbir zaman tamamen razı olmaz.
Ama Allah razı olursa, insanın kalbi de huzur bulur.
Belki de bu yüzden eskiler tek cümlede büyük bir hakikati anlatmışlardır:
“Koy gülen gülsün, hak bizi bilsin.”
Gerçek mesele insanların ne dediği değildir.
Gerçek mesele, Allah’ın seni nasıl bildiğidir.
İşte o zaman insan hem dünyada dimdik durur, hem de ahirette gerçek huzura kavuşur.