İnsan, gücünü eğitimde kullanmalı

Final Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Gülsu Eğitim Özel sayımızda sorularımızı yanıtladı. Gülsu, özel eğitimin gerekliliği hakkında; “Hasta nasıl istediği hastaneyi, doktoru seçiyorsa, öğrenci de istediği okulu ve öğretmeni seçebilmeli” de

ÖZEL ÖĞRETİM NEDİR? ÖZEL ÖĞRETİMİ DÜNDEN BUGÜNE DEĞERLENDİREBİLİR MİSİNİZ?

Çoğu zaman özel eğitimle özel öğretim kavramları karıştırılır. Özel eğitim, yaşıtlarına göre olumlu-olumsuz ‘özel’ ilgiyi gerektiren çocuklara verilen eğitimdir. Özel öğretim ise, her türlü özel okulu, özel kursları, sürücü kurslarını, etüt merkezlerini kapsar. Özel öğretim, devletin, eğitim öğretim yükünü azaltan bir bireyin veya bir kurumun özel teşebbüs faaliyetidir. Resmi bilgilere göre 2014-2015 yılında özel okulların öğrenci payı genel oranın yüzde beşi iken, bu oran 2015-2016 yılında yüzde 7.2’ye çıkmıştır. Bu oran ilimizde ise yüzde 5’tir. OECD ülkelerinde ise bu oran yüzde 22’dir. Türkiye genelinde bu oranın kısa sürede armasının nedeni kapatılan 1650 dershanenin temel liseye, ortaokula, ilkokula dönüşmüş olmasıdır. Zaten temel liselere gelen öğrencilerin yarısı 12. Sınıf öğrencisi. Bu kurumlara öğrenci 12. Sınıf hazırlık yılı olduğu için geliyor. Yani suni bir artış. Ayrıca ülkemizde 8 bin 224 özel Türk Okulu, 12 yabancı okul, 63 özel azınlık okulu, 17 milletlerarası okul bulunuyor.

ÖZEL ÖĞRETİMİN GEREKLİLİĞİ HAKKINDA NELER SÖYLERSİNİZ?

En iyi devlet, en iyi yönetim; bireylerin ve kurumların en az karşılaştığı, meydanda en az dolaşan devlet ve yönetim şeklidir. Devlet; bir otoritedir, sarsılmaz teşkilatlı bir kurumdur. Ülkenin her karış toprağında ve ülkenin tüm kurumlarının üzerindeki devlet otoritesi asla tartışılamaz. Devlet; herkesi her kurumu korur, kollar ve her alanda özellikle eğitime yatırım yapan özel girişimcileri yüklendirir. Biz buna inanıyoruz.

İnsan benmerkezcidir. Nefsine, egosuna düşkündür, faydacıdır. İnsan, müthiş denecek kadar potansiyel güçtür. Bu gücün işe dönüşmesinin tetikleyicisi bireyin inandığı değerler ve kendisine dönecek kazanımlardır. Bireylerin potansiyelinin toplamını ifade eden ülke potansiyelinin; üretime, kaliteye, değişim ve gelişime dönüştürülmesi için bireylerin her alanda hareket kabiliyetinin önünün açık olması gerekir. Bireyin, kurumların hareket kabiliyetinin önünü devlet tıkarsa, ülke büyümez. Görüyoruz ki gelişmiş ülkeler; ülkenin stratejik kurumları ve alanları hariç, her alanı serbest piyasaya dönüştürmüş, rekabete açmıştır.  Bu açıdan eğitim ve öğretimde özel teşebbüsün önü devlet tarafından açılmalıdır. Devletin denetiminin ve devletin kırmızı çizgilerinin dışına çıkmamak kaydıyla, olabilse de bugün üniversiteler de dahil tüm resmi eğitim öğretim kurumları özelleştirilse. Vurgulayarak söylüyorum ki devlet sadece denetleyici, kaliteyi sorgulayıcı ve tüm eğitim öğretim kurumlarından devlete lazım olacak eleman siparişçisi olsa. Devlet sağlıkta gösterdiği cesareti, cömertliği, özveriyi, eğitimde de göstermeli. Bir ülke için eğitim de sağlık kadar önemlidir. Hasta nasıl istediği hastaneyi, doktoru seçiyorsa, öğrenci de istediği okulu ve öğretmeni seçebilmeli. Velinin öğrencinin tercihinde özel-resmi okul ayrımı olmamalı, devlet desteği olan öğrenci, istediği okula gidebilmeli. Ve özel okula gitmek isteyen herkese teşvik verilmeli. Bugün bir öğrencinin devlete yaklaşık maliyeti 10 bin Türk Lirası. Öğretmen başına düşen öğrenci sayısı 19 ama hala birçok ilimizde sınıflar 35-40 kişi.

Bugün devletin öğrenci maliyeti konusunda ayrıntılı bir çalışmasının olmadığını düşünüyorum. Ayrıntıya girmek gerekirse öğrenci maliyeti hesaplanırken öğretmenin maaşı, emekliliği, okulun arsa değeri, okul binasının giderleri, bakanlığın il ve ilçe müdürlüklerinin binalarının ve bu kurumların tüm çalışanlarının giderleri de dikkate alınmalıdır. Bugün devletimiz öğrenciye teşvik adıyla 4 bin TL ödüyor. Bu ödemenin en az yüzde 40’ını vergi ve sigorta adıyla geri alıyor. Bu kadarcık teşvik özel kurumlardaki eleman istihdamını artırıyor. Sağlık harcamaları bile karşılaştırıldığında eğitimdeki bu destek çok yetersiz kalıyor.

Özel teşebbüsün devlet sektörüne göre en önemli farkı taşıdığı risktir. Özel sektörün patronu müşterisidir. Özel sektör müşteriyi memnun edemezse varlığını daim ettiremez. Bu anlamda çalışan ve çalıştırılan risk altındadır. Kurum, hangi alanda hizmet verirse versin paydaşlarına göre rakiplerine fark oluşturmak mecburiyetindedir. Yani her an aktif, enerjik, gelişime açık, potansiyelini işe dönüştürmeye hazır olmak zorundadır. Bu açıdan devletin kurumlarındaki hareketsizlik özel öğretim kurumlarında olmaz. Devlet eğitim alanındaki görevini ülkenin kırmızıçizgilerini çiğnetmemek kaydıyla özel sektöre devretmek de çekinmemelidir. Özelleşme devletin bu alandaki meşguliyet ve ekonomik yükünü hafifletecek ve devlet enerjisini ülkenin daha stratejik işlerine yöneltecektir.

ÖZEL ÖĞRETİMİN SIKINTILARI HAKKINDA NELER SÖYLEMEK İSTERSİNİZ?

Özel teşebbüsün alanı eğitim de olsa, bu yatırım her şeyden önce özel teşebbüs için bir ekonomik faaliyettir. Yani, müteşebbis ne kadar toplum yararını gözetse de kar-zarar hesabı yapmak mecburiyetindedir. Yatırımın karşılığında kar etmeli ki insanın kalitesini artırmak için yeni arayışlara girebilsin, yeni yatırımlar yapabilsin. Devlet, bugün veliden ücret almadan öğrenciyi okul öncesinden üniversiteye kadar okutuyor. Devlet için bu bir anayasal zorunluluktur. Özel kurumlar olarak arzu ederiz ki, çocuğun eğitim sürecinin hangi aşamasında olursa olsun, devlet bir öğrencinin kendisine olan maliyetini eğitim alanında yatırım yapan eğitim girişimcilerine versin. Devletimiz sağlık alanında çok cömert davranıpr, özel sağlık kuruluşlarının önünü açmış, hastaya hastane ve doktor seçme hakkı vermiştir. Bu ülkemiz için halkın lehine çok ciddi bir hamledir. Hâlbuki sağlık harcaması, eğitime göre daha maliyetli ve istismara açık bir alandır. Sağlık alanında yapılan bu yatırımların aynısının eğitim alanına da yapılması tarafındayız.

Eğitimde öncelikle KDV’nin kaldırılması gerekiyor. Kurumlar vergisi şuan temel liselerde 5 yıl süreyle alınmayacak. Bunun tüm özel öğretim kurumlarında ve sürekli uygulanması arzumuzdur. Bu teşvikler özelleşmenin önünü açacak ve kalite adına eğitimde rekabet ortamı oluşturacak. Ayrıca özelleşmeyle vatandaşın eğitime ilgisi ve katkısı da artacaktır.

Devlet eğitim alanında küçülmeli. Küçülmek istiyorsa özel teşebbüsün önünü açmalı. Pilot iller seçerek bazı okulları özelleştirmeli, hatta isteyen resmi eğitimcilere de okulun işletim hakkını vermeli. Yani işçinin çalıştığı fabrikaya ortaklığı bigi eğitimciyi ve okul çalışanlarını okula işletme ortağı yapmalı. Bu, eğitime hareket katacak ve eğitimde eğitim harcamalarında tasarrufu getirecektir. Devlet pilot uygulamaya cesaret etmeli, eğitimciye güvenmeli, ama devletin kırmızıçizgilerini asla çiğnetmeden özelleştirmeyi gerçekleştirmeli. Eğitim bir gönül, yürek işi. Eğitimci olmak bir ruh halidir. Eğitim ve öğretmenlik konuşulmaz, yapılır. Maarif davamızın öncülerinden Nurettin Topçu’nun da dediği gibi; ‘dünyada hiçbir fetih, kaderin sırrına vakıf olanlar için, sınıf kapısını açmak kadar şerefli değildir’

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Eğitim Haberleri