Halk İçinde Hak ile Beraber

Hüseyin Yılmaz

Bir şadırvan bölgesinde, asırlık çınar ağaçlarının o serin himayesinde, zarif revakların altındayız… Namaz sonrası kalbe çöken o muazzam, dingin bir bekleyiş hali. Nöbetini hakkıyla teslim etmiş, vazifesini yerine getirmiş bir askerin içindeki o mesut ve gururlu teslimiyet gibi bir his bu. Hafif bir rüzgar esiyor tam bu sırada; Medine’den, Peygamber Efendimiz’den (s.a.v.) ve O’nun o temiz gül kokusundan esintiler taşıyarak…

Şairin o güzel beyti dökülüyor dilimden rüzgara karşı:

Ey bâd-ı sabâ uğrarsa yolun semt-i Haremeyn'e,
Selâmımı arz eyle Resûlü's-sekaleyn'e!

( Ey sabah rüzgârı, eğer yolun Mekke ve Medine taraflarına düşerse, selamımı insanların ve cinlerin Peygamberine ilet!)

Şu an Allah’ın evindeyiz, Rahman’ın has misafirleriyiz. Ve hemen orada, kalbimizin tam derinliğinde o muazzam sekine halini hissediyoruz. Hani Rabbimizin hadis-i kudsîde buyurduğu o muazzam sır tecelli ediyor adeta: "Ben yerlere ve göklere sığmadım, ancak mümin kulumun kalbine sığdım." Allah’ım, bizi misafirliğine kabul eylediğin için sana sonsuz şükürler ve teşekkürler ediyoruz. Misafirlerine her daim bol bol, hesapsızca ikram eylediğin için teşekkür ediyoruz. Ya Rabbi; bize dünyada da ahirette de afiyetinin tamamını ve devamını sağanak halinde, aralıksız üzerimize yağdır. Bizleri sadık ve eren kullarından, bu yolda gayret eden, çalışan samimi dostlarından eyle. Her an senin huzurunda bulunabilmeyi, her an seninle olabilmeyi, secdedeyken miraca yükselebilmeyi bizlere nasip eyle ya Rabbi. Eşimizle, dostumuzla, çocuklarımızla, anamızla, babamızla ve tüm sevdiklerimizle birlikte...

Tabii, bizim iç dünyamızda bu manevi iklim hakimken, dışarıda da hayat tüm canlılığıyla akıp gitmeye devam ediyor. İnsanlar koşuşturuyor; alıyor, veriyor, çalışıyor, konuşuyor, muhabbet ediyor. Zaten hayatın asıl anlamı, o muazzam dengesi ve ahengi de bu olsa gerek. Tam da bu noktada, bizim irfan geleneğimizin, o asil yolumuzun en önemli altın kurallarından biri akla geliyor: Halvet der Encümen.

Bu kavram; "topluluk içinde yalnız olmak" anlamına gelir. Yani bedenen insanların arasında, çarşıda, pazarda, iş hayatının tam merkezinde koştururken; kalben yalnız Allah ile baş başa kalabilmek, halk içindeyken bile Hak ile beraber olmayı başarabilmektir. Bu, dünyadan el etek çekip bir köşeye gizlenmek değil; aksine hayatın tam ortasında fırtınalar koparken kalbi o ilahi limana demirleyebilme sanatıdır. Atalarımız bu derin tasavvufi hakikati ne kadar da sade ve zarif ifade etmişler: "Eli işte, gönlü Allah’ta..."

Her an "Allah beni koruyor, Allah beni görüyor, Allah beni seviyor" bilinciyle, bu ihsan şuuruyla hayata devam edebilmek asıl meselemizdir.

Bu kadar oturma, bu kadar dinginlik ve durulma yeter. Şimdi ben de bu şadırvan gölgesinden kalkıyor ve o coşkulu hayatın içine doğru akıyorum.

Ya Rabbi, hayatımı dosdoğru ve dostlarla dolu kıl. Beni iyilerle beraber eyle,

Furkan Suresi 70. Ancak (küfürden, şirkten ve günahlardan) tevbe edip iman eden ve (Allah’ın rızasına uygun) iş yapanlar hariçtir. İşte Allah, onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

71. Kim (günahlarından) tevbe edip sâlih amel işlerse, gerçekten o, Allah’a tam bir yönelişle dönmüş (demek)tir.

72. Onlar ki yalana şâhitlik etmezler. Boş ve kötü sözlere rastladıkları zaman da, vakarlı bir şekilde (onlardan yüz çevirip) geçerler.

73. Onlar ki Rabbinin âyetleri hatırlatıldığı zaman, onlara karşı kör ve sağır davranmazlar (itaat için can kulağıyla dinlerler).

74. Ve onlar ki: “Ey Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve nesillerimizden gözler(imizin) nuru (olacak iyi insanlar) lütfet ve bizi (fenalıktan) sakınanlara rehber yap.” derler.

(Bu dua temiz toplum olmanın, dünya ve âhirette huzur bulmanın bir anahtarıdır.)

75. İşte bu (sayılan özelliklere sahip olarak Rahmân olan Allah’a kulluk görevini yapa)nlar[14] sabırlarından dolayı, cennetin en yüksek mevki(ler)i ile mükâfatlandırılacaklar ve orada bir sağlık dilekleri ve selam ile karşılanacaklardır.

76. Orada ebedî kalacaklardır. (O) ne güzel bir kalacak yer ve ne güzel bir makamdır!

77. (Resûlüm!) De ki: “Dua (ve ibadeti)niz olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? (Ey inkârcılar!) Siz ise, (Allah ve Resûlü’nün bildirdiklerini) yalanladınız, bu yüzden (bu günah ve onun) cezası, boynunuza sarıl(ıp yakanızı bırakmay)acaktır.” [bk. 2/186]

(Dua, kulun Allah’a olan kulluğunu bilmesi, O’nun dergâhına gelmesi ve kalben O’nunla irtibat kurmasıdır. Yüce Allah; “Ey iman edenler! Namazla ve sabırla/metanetle yardım isteyin…” (2/153), “… duanızı kabul ederim…” (2/187) buyuruyor. Ancak, hâcet dualarının Resûlullah’ın öğrettiği bir şekil ve âdâbı vardır. “Kimin Allah’tan veya insanlardan bir ihtiyacı varsa, iki rekat namaz kıldıktan sonra kıbleye yönelmiş olarak avuç içleri semaya bakacak şekilde, ellerini birleştirmeden omuz istikametinde kaldırır. Allahu Teâlâ’ya hamd, Resûlü’ne salât ve selam getirdikten sonra Allah’a tam teslimiyetle huşû içinde ve yavaş/hafif sesle (7/55), meşru olan şeyleri O’ndan ister ve yardım diler. Gerektiğinde bütün mü’minler de duaya dahil edilir.”)

(Feyzü'l-Furkân Açıklamalı Kur’an-ı Kerim Meali)

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.